Cihan imparatoru Fatih Sultan Mehmet Han, asırlar öncesinden devlet idaresinin omurgasını tanımlarken son derece kritik bir uyarıda bulunmuştur;
"Yakasız" kişilerin, yani ahlaktan, edepten, devlet adabından ve ciddiyetinden yoksun kimselerin görev başına getirilmesi devletin geleceği için en büyük sakıncadır.
Fatih'in işaret ettiği bu "yakasızlık", sadece bir kılık kıyafet meselesi değil; vizyonsuzluğun, karakter noksanlığının ve makam ağırlığını taşıyamamanın adıdır.
Bugün kamu kurumlarında, sokaklarda ve idari kadrolarda yaşanan trajikomik olaylar, asırlar önce yapılan bu uyarının ne kadar haklı olduğunu bir kez daha yüzümüze çarpmaktadır.
Makam Gücüyle Eşkıyalık; Boyabat Barajı Örneği
Geçmişte Boyabat Barajı gibi stratejik ve büyük bir kamu yatırımında yaşananlar, liyakat terazisinin bozulduğunda işin nereye varabileceğini gösteren acı bir hafızadır. Teknolojinin ve bankacılık sisteminin bugünkü gibi olmadığı, maaşların "mutemet" kanalıyla elden nakit olarak dağıtıldığı dönemde, oraya "müdür" sıfatıyla atanan Nazır isimli şahsın yaptıkları hafızalardan silinmemiştir.
İşçinin, emekçinin hakkını koruması, projeyi güvenle yönetmesi için o koltuğa oturtulan bir müdürün, maaşları taşıyan mutemedin arabasını bizzat soyup paraları çalması, kamu yönetimi tarihimize kara bir leke olarak geçmiştir.
Yönetici maskesi takmış bir karakter yoksununun, devletin parasına ve işçinin alın terine göz dikmesi, liyakat ilkesi çiğnendiğinde makamların nasıl birer suç aparatına dönüşebileceğinin en net kanıtıdır.
Sokakta Emniyete Saldıran İdareciler; İzmir'deki TOMA Skandalı
Bu zihniyetin kurumlarda temizlenmek yerine günümüze kadar nasıl sirayet ettiğini, daha dün İzmir’de yaşanan akıl almaz bir olayla yeniden gördük.
Bir eğitim kurumunda müdür yardımcısı sıfatıyla görev yapan D.Y. isimli şahsın, toplumsal olaylara müdahale aracının (TOMA) üzerine atlayarak araca zarar vermesi ve emniyet güçlerinin görevini yapmasını engellemeye çalışması, tam anlamıyla bir akıl tutulmasıdır.
Devletin bir kurumunda "müdür yardımcısı" olarak geleceğimizin teminatı olan çocukları eğiten, onlara nizamı, kanunu ve ahlakı öğretmesi gereken bir idarecinin, sokakta devletin malına zarar verip kolluk kuvvetine direnmesi, Fatih Sultan Mehmet Han'ın bahsettiği "yakasızlığın" ve pervasızlığın günümüzdeki tam karşılığıdır.
Siyasi Kadroların Sorumsuzluğu ve "Biz Bakmıyoruz" Aymazlığı
Bu idari çürümeyi daha vahim kılan unsur ise, bu skandallar ve liyakatsizlikler dile getirildiğinde siyasi kadroların ve karar alıcıların takındığı umursamaz tavırdır. Eleştiriler karşısında "Biz o kurumların iç işleyişine, oraya atananlara bakmıyoruz" gibi ciddiyetten, devlet aklından ve siyasi sorumluluktan uzak savunmalar yapmak, milletin aklıyla alay etmektir.
Sizi o makamlara getiren, kurumlara yönetici atama yetkisini veren bu millettir. Dolayısıyla, mutemedin yolunu kesen müdürden de sokakta TOMA'nın üzerine zıplayan müdür yardımcısından da onları o görevlere getiren, arkalarında duran ve liyakatlerine bakmadan o koltukları tahsis eden siyasi irade doğrudan sorumludur ve hesap vermelidir.
Kamu kurumları kimsenin şahsi oyun alanı veya yandaş kollama merkezi değildir; milletin ortak mirasıdır.
Sonuç; Bedeli Toplum Olarak Ödüyoruz
Açık ve net bir şekilde ifade etmek gerekir; Kişinin ahlakına, geçmişine, karakterine, adli siciline ve mesleki ehliyetine bakılmadan; sadece siyasi referanslar ve biat kültürüyle yapılan her atama, devletin kalbine saplanmış bir hançerdir.
Bu liyakatsizlik sistemi, "bizden olsun da çamurdan olsun" anlayışı terk edilmediği sürece, toplum olarak sürekli yeni krizler, kurumsal çöküşler ve ahlaki erozyonlar yaşamaya mahkûm kalacağız.
Çözüm, asırlar öncesinden yükselen cihan imparatorunun sesine kulak verip; makamları "yakasız, edepsiz ve ehliyetsiz" kişilere değil, devlet adabını bilen, ahlak ve liyakat sahibi isimlere emanet etmektir.


FACEBOOK YORUMLAR