Bayram Uzunoğlu

Bayram Uzunoğlu


Cezasızlık Zırhı ve Kararan Vicdanlar!...

22 Temmuz 2026 - 18:40

Bir sabah uyanırsınız, genç bir kadın ortadan kaybolmuştur.
Günler geçer, haftalar devrilir, aylar yıllara eklenir…
Ama o soru bir türlü değişmez, cevabı ise bir türlü bulunamaz;
Gülistan Doku nerede?
Biz nasıl bir dünyada, nasıl bir sistemin içinde yaşıyoruz?
Hukukun ve devlet aygıtının temel varlık sebebi; Her bir yurttaşın can güvenliğini sağlamak, bir haksızlık ya da suç varsa bunu kararlılıkla ortaya çıkarmaktır.
Ancak bir soruşturmada şüphelerin üzeri örtülüyor, evraklar ya da dijital kayıtlar karartılıyor, makam gücü gerçeğin önüne bir zırh gibi geriliyorsa; orada sadece bir soruşturma tıkanmaz, toplumun adalete olan inancı kökünden sarsılır.
Kamu görevini, makamını ya da unvanını suçun üzerini örtmek, gerçeği manipüle etmek veya failleri korumak için kullanan her kim olursa olsun, o toplum için en büyük tehlikedir.
Doktor unvanı taşıyan birinin, bir bürokratın ya da bir kolluk görevlisinin adalet mekanizmasını manipüle etmeye yelken açması, mesleki ve insani etiğin tamamen çöküşüdür.
Bir ülkeyi ayakta tutan şey binalar ya da makamlar değil; adalete olan güven ve insan hayatına verilen değerdir.
Makamlarını, yetkilerini ve unvanlarını kendi kirli emellerine veya koruma reflekslerine alet edenler acilen o görevlerden uzaklaştırılmalı, yargı önüne çıkarılmalıdır.
Eğer nüfuz sahipleri hesap vermiyor, usulsüzlük yapanlar koruma kalkanıyla dolaşıyorsa, o toplum içten içe çürümeye mahkûmdur.
Gülistan Doku’nun ailesinin gözyaşları ve toplumun adalet çığlığı, sadece tek bir dosyanın meselesi değildir.
Bu çığlık; kimsenin imtiyazlı olmadığı, makamı ne olursa olsun suç işleyenin hesap verdiği adil bir düzen arayışıdır.
Adalet er ya da geç tecelli etmek zorundadır; Çünkü cezasızlığın hâkim olduğu bir yerde geriye sadece karanlık kalır.

Vatandaşa, yani asile sıra gelince tıkır tıkır işleyen adalet çarkları; İş bürokrasiye, siyasete ya da yüksek makam sahiplerine gelince bir anda duraksıyor.
Zırhlar kuşanılıyor, dokunulmazlıkların arkasına saklanılıyor, soruşturma izinleri bürokrasi koridorlarında kaybediliyor.
Vatandaş küçücük bir hatasında hesabını verirken, gücü elinde tutanların imtiyaz kalkanlarıyla koruma altına alınması; Adalet duygusuna indirilen en ağır darbedir.
Artık bu çifte standart son bulmalıdır.
Hiçbir milletvekili, hiçbir bürokrat, hiçbir yetkili kendisini seçen halktan daha "asil", daha "dokunulmaz" veya hukukun üstünde olamaz.
Dokunulmazlık müessesesi, siyasetçiyi veya memuru suçtan, yolsuzluktan ya da usulsüzlükten koruma zırhı değildir, olmamalıdır.
Eğer bir ülkede vatandaş adalete güvenecekse; Aynı mahkeme salonu, aynı kanun maddesi ve aynı ceza sorumluluğu makamı ne olursa olsun herkes için geçerli olmak zorundadır.
Adalet, unvana ve rütbeye göre eğilip büküldüğü gün adalet olmaktan çıkar; Gücün tahakkümüne dönüşür.
Bizim ihtiyacımız olan şey; Kürsüdeki konuşma özgürlüğü dışındaki tüm kişisel imtiyazların kaldırıldığı, sıradan bir yurttaş ile en üst düzey yöneticinin aynı teraziyle tartıldığı tam bir hukuk devleti düzenidir.
Asil olan millet, vekillerinin ve kamu yetkililerinin de tıpkı kendisi gibi hesap verebilir olduğu bir düzeni talep etmekte sonuna kadar haklıdır.
*Makam ve unvan fark etmeksizin herkes ilk dakikadan itibaren eşit bir şekilde sorgulanabilseydi,
*Şüphelilerin veya soruşturma sürecinde yetkisi bulunan kişilerin konumları bir "koruma kalkanı" hissi yaratmasaydı,
*Dijital deliller, kamera kayıtları ve tanık beyanları üzerinde en ufak bir karartma şüphesine mahal vermeyecek kadar hızlı ve tavizsiz adımlar atılsaydı,
Belki de bugün Gülistan’ın akıbetini konuşurken bu kadar karanlıkta kalınmaz, ailesi ve toplum yıllardır süren bu belirsizliğin pençesinde kıvranmazdı.
Soruşturmanın ilk evrelerinde atılan eksik veya hatalı adımlar, delillerin zamanında kararlılıkla toplanamaması ve bürokratik engeller; Adalet arayışını bir zaman aşımı ve unutulma yarışına çeviriyor.
İşte bu yüzden vatandaşın adalet mekanizmasına duyduğu inanç sarsıldığında, sadece tek bir dosya değil, toplumsal dayanışma ve güven duygusu da zedeleniyor.
Gülistan Doku’nun bıraktığı bu acı iz; Gerçek anlamda işleyen, hiçbir zırha takılmayan ve hiç kimseye imtiyaz tanımayan bir yargı sisteminin ne kadar hayat memat meselesi olduğunu herkese bir kez daha hatırlatıyor.


 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum