Bayram Uzunoğlu

Bayram Uzunoğlu


Batı'nın Silahlı Çıkarı, Çölün Evrensel Vicdanı

09 Temmuz 2026 - 12:33

Bugün dünyayı yöneten küresel sistem, gücü elinde bulunduranların kurduğu ittifaklar üzerinden şekilleniyor.
Bu ittifakların en büyüğü ve en çok konuşulanı hiç şüphesiz Batı dünyasının askeri omurgasını oluşturan NATO. Ancak modern dünyanın "güvenlik" ve "dayanışma" adı altında kurduğu bu devasa yapılar ile insanlığın kadim tarihindeki adalet arayışlarını kıyasladığımızda, karşımıza çok çarpıcı bir tablo çıkıyor.
Bir yanda modern Batı'nın çıkara dayalı organizasyonları, diğer yanda ise bugün popüler kültürde veya yüzeysel tartışmalarda sıklıkla küçümsenen, "sözde Araplar" denilerek kenara itilen bir coğrafyanın bağrından çıkmış evrensel bir adalet manifestosu: Hilfü'l-Fudûl.
Gelin, bu iki yapıyı adalet terazisinde birlikte tartalım.
Güçlülerin İttifakı NATO
NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), İkinci Dünya Savaşı'nın yıkıntıları arasından, komünizm tehdidine karşı Batılı devletlerin kendi sınırlarını ve çıkarlarını korumak amacıyla doğdu.
Elbette kendi üyeleri arasında askeri bir dayanışma öngörür, saldırıya uğrayan üyesini korumayı taahhüt eder.
Ancak NATO'nun temel karakteri evrensel bir adaleti savunmak değil, "bize dokunmayan yılan bin yaşasın" ya da "bizim sınırlarımız içinde barış, dışarıda ne olursa olsun" mantığıdır.
NATO bir yardımlaşma veya insan hakları örgütü değildir; Jeopolitik bir güç dengesidir.
Sınırlarının hemen dışındaki mazlum coğrafyalarda yaşanan dramlara, eğer küresel çıkarlarına uymuyorsa, gözünü kapayabilen bir yapıdır.
Yani NATO'nun adaleti ve dayanışması, sadece "üyelik kartına" sahip olanlar için geçerlidir.

Adaletin Evrensel İzleri; NATO'nun Çıkarları ve Hilfü'l-Fudûl'ün Vicdanı
Mazlumun Kimliğine Bakmayan Bir Vicdan: Hilfü’l-Fudûl
Şimdi terazinin diğer kefesine dönelim ve İslam öncesi dönemin, yani cehalet karanlığının yaşandığı iddia edilen Mekke'sine gidelim.
Ortada ne bir devlet, ne mahkeme, ne de bir polis teşkilatı varken; Kabile asabiyetinin, gücün ve paranın hüküm sürdüğü bir düzende bir grup insan bir araya geldi.
Amaçları neydi?
Kendi kabilelerini korumak mı?
Hayır.
Ortak bir düşmana karşı askeri cephe kurmak mı?
Yine hayır.
Hilfü'l-Fudûl (Erdemliler İttifakı), Yemenli kimsesiz bir tüccarın malını gasp eden Mekkeli bir güçlüye karşı kuruldu.
Hz. Muhammed'in (s.a.v.) de henüz yirmili yaşlarında bir genç olarak gururla içinde yer aldığı bu yapı, altına imza attığı şu yeminle tarihe geçti;
"Mekke'de kim haksızlığa uğrarsa, yerli mi yabancı mı olduğuna bakılmaksızın, hakkı geri alınana kadar onun yanında olacağız."
İşte gerçek adalet vizyonu buradadır.
Hilfü'l-Fudûl, gücü elinde bulunduranların birbirini koruma paktı değildi; Güçlüye karşı zayıfı, yerliye karşı yabancıyı koruma yeminiydi.
Mazlumun ırkına, kabilesine, dinine veya "üye olup olmadığına" bakmayan, tamamen insan onurunu ve ticaret ahlakını savunan sivil bir vicdan hareketiydi.
Adil Bir Karşılaştırma
Bugün "Arap coğrafyası" dediğimizde zihnimizde canlanan olumsuz şablonlar, o köklü tarihin içindeki bu parıltılı adalet abidelerini görmemize engel olmamalıdır. Batı'nın kurduğu modern kurumlar (NATO, BM vb.) küresel nizamı korumak adına güçlülerin hukukunu işletirken; Yüzyıllar önce o çöl ikliminde filizlenen erdem, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını haykırıyordu.
Öyle ki, Hz. Muhammed (s.a.v.) peygamberlik geldikten, yani Mekke'nin ve tüm Arabistan'ın lideri olduktan sonra bile o günleri yâd ederek, "Bugün de öyle bir antlaşmaya çağrılsam yine giderim" demiştir.
Çünkü adalet, zamanın ve zeminlerin ötesinde, insanlığın ortak mirasıdır.
Sonuç olarak; NATO'nun dayanışması coğrafi sınırlar ve askeri çıkarlarla sınırlı bir "strateji" iken; Hilfü'l-Fudûl'ün dayanışması insanı yaşatmayı merkeze alan evrensel bir "ahlak" abidesidir.
Bugün dünyayı daha yaşanabilir kılmak istiyorsak, ihtiyacımız olan şey sınırları silahlarla çizilmiş askeri paktlar değil; Mazlumun kimliğine bakmadan elinden tutabilen o kadim erdem ve adalet anlayışıdır.

 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum