Bayram Uzunoğlu

Bayram Uzunoğlu


Geleceğin Haritası Çiziliyor!...

07 Ağustos 2026 - 23:06

Bu Anlaşma Sadece Bölgeyi Değil, Dünya Siyasetini Sarsacak!
Dünya siyasetinin ekseni değişiyor; hem de öyle diplomatik yuvarlak laflarla veya sembolik iyi niyet beyanlarıyla değil, basbayağı tarihi bir savunma paktıyla.
Ankara, Riyad ve İslamabad hattında atılan bu son imza, sadece üç ülkenin değil, tüm coğrafyanın kaderini doğrudan etkileyecek bir güç birliğini resmileştirdi.
Bir yanda askeri teknolojisi, ordusu ve savunma sanayi hamleleriyle bölgesel bir aktör olan Türkiye; diğer yanda küresel finansın ve enerjinin merkezinde yer alan Suudi Arabistan; en kritik halka olarak da nükleer güce sahip tek Müslüman ülke Pakistan...
Cidde’de ve Mekke'de atılan imzalar, caydırıcılığı en üst düzeye çıkaran kolektif bir güvenlik şemsiyesini doğurdu;
Birine yapılan saldırı, üçüne yapılmış sayılacak.
İşte tam da bu tablo, yıllardır tekrarlanan "Dünya beşten büyüktür" söyleminin, soyut bir itirazdan somut bir küresel güç bloğuna dönüştüğünün açık kanıtıdır.
Batı merkezli güvenlik mimarisinin çatırdadığı, BM Güvenlik Konseyi’nin tıkandığı bir çağda; Doğu’nun ve Doğu Akdeniz’den Hint Okyanusu’na uzanan hattın kendi güvenlik eksenini kurması basit bir haber değildir.
Bu hamle, küresel güç dengelerindeki fay hatlarını kökünden sarsacak niteliktedir.
Peki, Biz Ne Konuşuyoruz?
İşin en acı-tatlı, hatta biraz da ironik tarafı tam burada başlıyor.
Masada küresel sistemin haritası yeniden çizilirken, toplumsal algının ve gündemin merkezinde ne var?
Şöyle bir sosyal medyaya, kahvehanelere, manşetlere bakıyoruz;
Trabzonspor’un muhtemel bir Muhammed Salah transferi, bu tarihi savunma paktından katbekat fazla "ses" getiriyor.
Cidde’den gelen nükleer caydırıcılık, askeri iş birliği ve jeopolitik vizyon haberleri; futbol ligindeki olası bir yıldız transferinin yarattığı heyecanın, atılan "tık"ların ve tartışmaların gölgesinde kalıyor.
Sosyolojik açıdan bu durum aslında şaşırtıcı değil.
İnsanlık tarihi boyunca gündelik hayatın somut heyecanları (spor, magazin, popüler kültür), uzun vadeli ve karmaşık devlet stratejilerinin önünde koşmuştur.
Bir futbolcunun formayı giyme ihtimali anlık bir tutku yaratırken; binlerce kilometrelik bir savunma paktının hayatımıza etkisini kavramak zaman ve derinlik gerektirir.
"Beşten Büyük" Bir Geleceğe Doğru
Ancak gerçekler, manşetlerin attığı desibelle ölçülmez.
Sosyal medya trendlerinde ne yazarsa yazsın; Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın kurduğu bu üçlü eksen, önümüzdeki yıllarda küresel diplomasinin en çok konuşacağı başlık olacak.
Güç dengelerinin Doğu'ya kaydığı, Batı'nın tekelindeki ittifakların sorgulandığı yeni dünyada, "Ankara- Riyad- İslamabad" ittifakı bağımsız ve özgün bir kutup olarak rüştünü ispatlıyor.
Cidde'de atılan o imzalar, önümüzdeki 50 yılın jeopolitik sahasında oyunu belirleyecek hamlenin ta kendisidir.
Tarih, manşetlerde ses çıkaranları değil; masada oyun kuranları yazar.
Hilf'ül-Fudûl Ruhu Cidde’de Yeniden Doğuyor
Yıllardır süregelen "süper güç" masalları, Batı merkezli tahakküm dili ve dünyayı tek merkezden yönetme küstahlığı artık rafa kalkıyor.
Ankara, Riyad ve İslamabad hattında kurulan bu yeni küresel denklem, sadece askeri bir pakt değil; adaletini kaybetmiş bir dünyaya verilen en somut cevaptır.
İşte tam da bu yüzden, Cidde'de imzalanan bu tarihi anlaşmayı sadece konvansiyonel füzelerle, finansal büyüklüklerle ya da nükleer caydırıcılıkla açıklamak eksik kalır.
Bu hamle, ruhunu insanlık tarihinin en erdemli ittifakından, Hilf'ül-Fudûl (Erdemliler İttifakı) anlayışından alır.
Gücün Değil, Adaletin İttifakı
Tarihte Hz. Muhammed’in (s.a.v.) gençlik yıllarında bizzat yer aldığı ve İslam sonrasında da övgüyle yardımlaşma modeli olarak gösterdiği Hilf'ül-Fudûl; zalime karşı mazlumu korumak, coğrafyadaki zorbalığa son vermek ve düzeni adalet üzerine kurmak için atılmış bir adımdı.
Bugün Doğu Akdeniz’den Güney Asya’ya kadar uzanan coğrafyada kurulan bu üçlü çatı; birilerini işgal etmek, sömürmek ya da ezmek için değil, tam aksine:
Bölgesel düzeni zorbalardan korumak,
Küresel güçlerin ve sömürgeci "süper güçlerin" şantajlarına son vermek,
Kendi coğrafyasının huzurunu ve güvenliğini yine kendi öz gücüyle teminat altına almak için bir araya geliyor.
Hilf'ül-Fudûl, gücün haklı olduğu değil; haklının güçlü kılındığı bir iradeydi. Ankara-Riyad-İslamabad hattı, işte bu kadim iradenin günümüz jeopolitiğindeki en somut tecellisidir.
"Süper Güç" Devri Kapandı, Denge Devri Başladı
Artık binlerce kilometre öteden masa başında harita çizen, kan ve gözyaşı üzerinden güç devşiren "tek kutuplu" veya "süper güç" hegemonyalarının devri bitmiştir. Kendi teknolojisini üreten Türkiye, kendi enerjisine ve finansına yön veren Suudi Arabistan ve nükleer caydırıcılığa sahip Pakistan bir araya geldiğinde, denklem kökünden değişir.
Bu ittifak; ezberleri bozan, müttefikliği kâğıt üstünde bırakmayıp sahaya yansıtan ve "Dünya 5'ten büyüktür" vizyonunu adalet ekseninde ete kemiğe büründüren bir Hilf'ül-Fudûl hamlesidir.
Tarih bir kez daha gösteriyor ki; Süper güçlerin ne söylediği değil, adalet için yan yana duranların ne inşa ettiği geleceği belirler.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum