Yemen’den yükselen provokatif sesler, Husilerin bölgedeki uzlaşı zeminini ve sivil hassasiyetleri hiçe sayan saldırgan tutumları son günlerde yeniden manşetlerde. İslam coğrafyasının kalbine, kutsal mekanlara ve ticaret yollarına yönelen bu eylemler, dış güçlerin vekâlet savaşlarının ne denli tehlikeli bir boyuta ulaştığını bir kez daha gösterdi.
Ancak büyük resme baktığımızda, bu tür yapay krizlerin ve taşeron hareketlerin bölgenin köklü devlet aklı karşısında kalıcı bir tehdit oluşturamayacağı da apaçık ortadadır.
Türkiye-Pakistan-Arabistan Ekseni ve Statik Denge
Tarihsel ve jeopolitik bağları güçlü olan Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan gibi kilit ülkelerin ortak savunma, kardeşlik ve saldırmazlık zemininde atacağı adımlar, bölgedeki tüm fitne odaklarının hesaplarını boşa çıkaracak niteliktedir.
Yemen’deki Husilerin sergilediği saldırganlık, büyük devletlerin stratejik kararlılığı karşısında etkisiz kalmaya mahkûmdur.
Nasıl ki büyük bir irade karşısında küçük bir dağdaki rüzgâr ya da sinek vızıltısı esamesi okunmazsa, bu tür marjinal ve piyon yapıların taşkınlıkları da bölgesel barışın kurumsal kalkanı altında eriyip gidecektir.
"Üst akıl" ve devlet gelenekleriyle yoğrulmuş "ak saçlılar" mekanizması, bu tür krizlerin ve provokasyonların arka planını çok iyi okumakta, atılması gereken adımları soğukkanlılıkla tartmaktadır.
Savaş Tamtamlarından Diplomasiye ve Caydırıcılığa
Hemen savaş tamtamları çalmaya, panik havası yaratmaya gerek yoktur.
Yemen’deki yapılar, köklü devlet gelenekleri ve muktedir ittifaklar karşısında sınırlı kapasiteye sahip aktörlerdir.
Gerektiğinde ilgili odaklar tarafından kulaklarının çekilmesi, sınırlarının hatırlatılması ve "otur" denilmesi bilinmektedir.
Önemli olan, bu üçlü eksenin (Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan) sergileyeceği kararlı ve serinkanlı duruştur.
Diplomasinin ve caydırıcılığın en üst düzeyde işletilmesi, bölgedeki sivil trajedilerin de önüne geçecektir.
Müslümanı Müslümana kırdırmak isteyen harici güçlerin oyununu bozacak olan yine bu sağlam iradedir ve inancımız odur ki, ilgili mekanizmalar bu sürecin gereğini en doğru zamanda yerine getirecektir.
Alternatif Yaklaşım, Küresel Kumpaslar ve Eylemsel Güvenlik Mimarisi
Yemen sahasında yaşanan son gelişmeler, Husilerin bölgesel barışı hiçe sayan eylemleriyle birlikte, İslam dünyasının kendi güvenlik mimarisini kurma zorunluluğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in Mekke’ye yönelik tehditleri en güçlü şekilde kınaması ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nın tepkisi, vicdani birliğin varlığını kanıtlasa da, sadece kınama devri kapanmıştır.
Piyonların Ötesindeki Gerçek Tehlike
Husilerin sergilediği saldırganlık münferit bir kabile ya da yerel hareket değildir; Arkasındaki küresel ve bölgesel sponsorların tetikçiliğini yapan bir yapıdır.
Amaçları bellidir; İslam coğrafyasını kendi içinde çatıştırmak, ticaret yollarını tıkamak ve kutsal değerlerimiz üzerinden kriz üretmek.
Ancak Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan hattında örülecek stratejik ve askeri iş birliği, bu vesayet savaşlarına karşı en net cevaptır.
"Üst akıl" ve devlet refleksleri elbette bu dengeleri tartmaktadır; fakat bu aşamada sadece uyarıda bulunmak yetmez.
Bölgesel istikrarı bozanlara karşı fiili bir güvenlik şemsiyesinin ve caydırıcı ortak refleksin hızla sahaya sürülmesi şarttır.
Caydırıcılığın Gerçek Adresi
Sinek vızıltısı misali ciddiyetsiz görünen bu saldırıların, ihmal edildiğinde nasıl büyük yangınlara kapı aralayabileceği geçmiş tecrübelerle sabittir.
Bu nedenle Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan ittifakı sadece diplomatik bir niyet beyanı değil, sahada sonuç üreten aktif bir güvenlik duvarına dönüşmelidir.
Kardeşlik ve saldırmazlık zemininde atılan adımlar, bölge dışı müdahalecilerin taşkınlıklarına karşı en keskin kalkan olacaktır.
Ümmetin huzurunu rehin almak isteyen hiçbir odak, bu güçlü iradenin karşısında duramayacaktır.


FACEBOOK YORUMLAR