TDK Sözlüğü’nde “dolap beygiri”; kuyudan su çekmek veya değirmen döndürmek için kurulan çarklı düzeni döndüren at, eşek ya da katır olarak tanımlanıyor. Günlük hayatta ise aynı yerde sürekli dönüp duran, monoton ve kısır bir döngünün içinden çıkamayan insanlar için mecaz anlamda kullanılıyor.
Tam da bu noktada, Samsunspor Başkanı Yüksel Yıldırım’ın son dönemdeki açıklamalarını ve transfer tartışmalarını düşünmeden edemiyorum.
Taraftar, takımda görmek istediği futbolcuları sosyal medyada ne zaman gündeme getirse, Yıldırım’ın söylemleri adeta başa sarıyor.
Bir bakıyorsunuz “Akıl verme, para ver” deniliyor.
Ardından, taraftarın istediği bir futbolcunun transfer maliyetinin yüksek olduğu belirtilerek, “Taraftarımız yardım etsin. 5-6 milyon taraftarımız destek koysun, üstünü ben de koyayım; gidelim beraber alalım” deniliyor.
İnsan ister istemez soruyor:
Bugüne kadar hangi kulüp başkanı, transfer etmek istediği futbolcunun parasını taraftardan istemiştir?
Elbette kulüplerin taraftarlarından maddi destek aldığı dönemler olmuştur. Kampanyalar düzenlenmiş, bağışlar toplanmış, kulüpler zor zamanlarında taraftarlarının desteğiyle ayakta kalmıştır.
Ancak burada mesele biraz farklı.
Borsada işlem gören şirketlerin bedelli sermaye artırımı yoluyla kaynak oluşturmasını biliyoruz. Bedelsiz tahsis edilen arazileri, çeşitli kamu imkânlarıyla büyüyen kulüpleri ya da farklı gelir modellerini de biliyoruz.
Fakat taraftardan, karşılığında ne aldığı belli olmayan bir biçimde milyonlarca euroluk transfer bütçesine katkı sağlamasını istemek gerçekten anlaşılması güç bir yaklaşım.
Üstelik ortada daha temel bir soru var:
Taraftar, sizin şirketinize neden karşılıksız sermaye koysun?
Kulüp bir şirket yapısında ve taraftara hisse alması için çağrı yapılır; taraftar da yatırım yapar. Bunun ekonomik ve hukuki bir karşılığı vardır. Buna kimsenin itirazı olmaz.
Ama bir taraftan “Mali olarak gücümüz yerinde, limitimiz yok” denilecek, diğer taraftan milyonlarca taraftardan transfer için para istenecekse burada doğal olarak bir çelişki ortaya çıkıyor.
Taraftarın kulübüne karşı sorumluluğu nedir?
Kombinesini alır.
Lisanslı ürününü alır.
Deplasmanda takımının yanında olur.
Tribünde takımını destekler.
Kulübünün başarısı için elinden geleni yapar.
Ama “5-6 milyon taraftarımız destek koysun” cümlesi, işin sınırlarını başka bir yere taşıyor.
Çünkü taraftarın sevgisi ile kulübün finansmanı aynı şey değildir.
Taraftar kulübüne gönülden destek verir; ancak bir kulübün transfer politikasının finansmanını üstlenmek zorunda değildir.
Dahası, sürekli aynı tartışmanın içinde dönüp durmak da çözüm üretmiyor.
Taraftar futbolcu ister.
Başkan maliyeti anlatır.
Taraftar tepki gösterir.
Başkan “Para verin” der.
Sonra yeniden başa dönülür.
İşte tam da burada “dolap beygiri” benzetmesi anlam kazanıyor.
Aynı yerde dönüp duruyoruz.
Oysa mesele çok daha basit:
Taraftar futbolcuyu ister. Başkan transfer eder ya da edemez.
Edemiyorsa gerekçesini açıklar.
Bütçesi yetmiyorsa söyler.
Transfer stratejisini anlatır.
Ama taraftarı, kulübün transfer bütçesinin finansal ortağı haline getirmek ne kadar doğru, asıl tartışılması gereken konu bu.
Çünkü taraftarın görevi her transfer döneminde kulübün kasasını doldurmak değil; tribünde takımının arkasında durmaktır.
Gerisi yönetime aittir.
Ve futbol dünyasında bazı çarklar vardır ki ne kadar hızlı döndürülürse döndürülsün, insanı aynı noktaya getirir.
Tıpkı dolap beygiri gibi…


FACEBOOK YORUMLAR