Paylaş

"Günü Kurtaran Bürokrat"tan "SİHA Ruhuna" Nasıl Geçeceğiz?

Hazır

Bugün Türkiye'nin gurur kaynaklarına baktığımızda ilk sırada hiç şüphesiz savunma sanayiimiz geliyor. Gökyüzünde süzülen İHA'larımız, SİHA'larımız, yerli hava savunma sistemlerimiz ve KIZILELMA'mız... Sadece coğrafyamıza değil, tüm dünyaya parmak ısırtan, ezber bozan bir başarı hikâyesi yazıyoruz. Bize "Yapamazsınız, hazırını alın" diyenlere karşı; araştıran, gece gündüz çalışan, risk alan ve çığır açan bir anlayışın zaferidir bu.Peki, savunma sanayiinde yakaladığımız bu muazzam vizyonu, zihniye...

Bugün Türkiye'nin gurur kaynaklarına baktığımızda ilk sırada hiç şüphesiz savunma sanayiimiz geliyor.
Gökyüzünde süzülen İHA'larımız, SİHA'larımız, yerli hava savunma sistemlerimiz ve KIZILELMA'mız...
Sadece coğrafyamıza değil, tüm dünyaya parmak ısırtan, ezber bozan bir başarı hikâyesi yazıyoruz.
Bize "Yapamazsınız, hazırını alın" diyenlere karşı; araştıran, gece gündüz çalışan, risk alan ve çığır açan bir anlayışın zaferidir bu.
Peki, savunma sanayiinde yakaladığımız bu muazzam vizyonu, zihniyeti ve başarıyı neden kamu kurumlarımızın geneline, tarımımıza, sanayimize ve gündelik idari yapımıza yayamıyoruz?
"Eski Köye Yeni Adet Getirmeme" Hastalığı
Kamuya adım atan birçok personele, ziraat mühendisinden bilişim uzmanına kadar bakıldığında ne yazık ki benzer bir manzara göze çarpıyor:
Kendinden önceki ne yapmışsa aynısını devralıp devam ettirmek, var olanla yetinmek ve risk almamak.
Özellikle kamuda görev yapan bir mühendisi düşünün...
Dünyada teknoloji baş döndürücü bir hızla gelişirken; üretimi artıracak, maliyeti düşürecek, çiftçinin veya sanayicinin önünü açacak yeni bir projeye öncülük etmek yerine rutin evrak işleriyle günü tamamlayabiliyor.
Çünkü sistem ona "Yeni bir şey dene, çığır aç" demiyor.
Neden mi?
Nedeni çok açık;
Çalışanla çalışmayan arasında hiçbir farkın olmadığı bir ödül-ceza mekanizması.
Ayın 15'inde maaşın garanti yattığı, kendisini geliştirenle yan gelip yatanın aynı haklara sahip olduğu bir ortamda, ne yazık ki yenilikçilik ve heyecan yerini atalete bırakıyor.
"Suya Sabuna Dokunmayan" İdareciler Profili
Sistemin bir diğer tıkanıklığı ise idareci seçimlerinde karşımıza çıkıyor.
Birçok kurumda yöneticilik; sorun çözen, inisiyatif alan, kurumunu ileriye taşıyan kişilere değil; "kuruma sorun getirmeyen", idareyi idare eden, "suya sabuna dokunmayan" profillere emanet ediliyor.
Risk almayan, yenilikçi fikir getiren personeli desteklemek yerine "başımıza iş açmayalım" diyen bir yönetim anlayışıyla ne teknoloji üretilebilir ne de bir adım ileriye gidilebilir.
Oysa idarecilik, mevcut durumu korumak değil; kurumu ve insan kaynağını dönüştürmektir.
Nasıl İlerleyeceğiz? Çözüm; "Savunma Sanayii Ruhu"
Eğer millet olarak her alanda muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkmak istiyorsak, kamu yönetimi anlayışımızı kökten güncellemek zorundayız:
1-Liyakat ve Performans Sistemi; Kamuda "çalışanla çalışmayanı ayıran" adil bir performans sistemi kurulmalıdır. Masasında oturanla, ülkeye ve kuruma katma değer üreten, proje geliştiren personel aynı kefeye konulmamalıdır.
2-Sorun Çıkaran Değil, Vizyon Koyan Yöneticiler; İdareci makamları pasif duraklama noktaları olmaktan çıkarılmalı; yeniliğe açık, risk alan ve arkasındaki ekibi üretime teşvik eden liyakatli isimlere teslim edilmelidir.
3-Mühendis ve Uzmanlara Özgürlük; Kamu kurumlarındaki teknik personel, kırtasiyecilikten kurtarılıp AR-GE'ye, yerli teknoloji geliştirmeye ve sahada doğrudan üretime katkı sunmaya yönlendirilmelidir.
Hava savunma sistemlerimizde başardığımız o devrimi; Tarım müdürlüklerimizde, belediyelerimizde, okullarımızda ve tüm kamu kadrolarımızda başarmak zorundayız.
Bizim insanımızın zekâsı da kabiliyeti de buna fazlasıyla yeterlidir.
Yeter ki "nasıl olsa maaş geliyor" konforculuğundan silkinip, her bir kamu görevlisini bu ülkenin geleceğini inşa eden birer nefer olarak harekete geçirelim.

 

Yorum Yap

* Güvenlik gereği ip adresiniz saklanmaktadır. 3. şahıslara kesinlikle paylaşılmamaktadır.