Azerbaycan’ın bağımsızlığını yeni kazandığı o ilk çalkantılı dönemde, o kadim topraklara attığım adımları dün gibi hatırlıyorum.
Sovyetler Birliği’nin çöküşünün hemen ardından, onlarca yıl uygulanan sistematik asimilasyon politikalarının ağır ve karanlık gölgesi her yerdeydi.
Bir toplum, adeta Sovyet politikalarıyla kimliğinden koparılmak istenmiş; gündelik hayatın ritmi ve o zengin kültürel derinlik bastırılmıştı.
Ziyaret ettiğimiz sofralarda bile o dönemin ruhsal boşluğu ve umutsuzluğu hissediliyordu.
Sanatın, üretimin ve inancın üzerine çekilmek istenen bu kafa karışıklığı, bir halkı özünden uzaklaştırma projesinden başka bir şey değildi.
Fakat bu aziz millet, Sovyet rejiminin tüm ruhsal ve fiziksel baskılarına, kimliğini ve inancını unutturma çabalarına karşı direnmeyi bildi.
Ağır bedeller ödedi, evlatlarını şehit verdi ama o bağımsızlık meşalesini yakıp özgürlüğünü tüm dünyaya haykırdı.
Dün Direnen İrade, Bugün Ne İle Karşı Karşıya?
Şimdi durup kendimize ve Bakü yönetimine sormak gerekiyor?
Yıllarca Rus boyunduruğuna ve kültürel baskısına karşı amansız bir mücadele vermiş, kimliğini canı pahasına korumuş bu halkın evlatlarına bugün reva görülen muamele nedir?
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev yönetiminin ve Bakanlar Kurulu'nun adımlarıyla, eğitim kurumlarında hem öğrencilere hem de öğretmenlere getirilen başörtüsü kısıtlaması, ne yazık ki sosyolojik ve tarihi bir akıl tutulmasıdır.
Yıllarca işgale ve dayatmaya karşı dimdik duran bir toplumun evlatlarına, kendi öz yurtlarında "okula başı açık gireceksin" zorunluluğunu getirme cesareti nereden alınıyor?
Bu tablo, Türkiye’nin toplumsal hafızasında derin yaralar açan, kardeşin kardeşe ötekileştirildiği o karanlık 28 Şubat sürecini dahi aratmayacak bir boyuta ulaşmıştır.
İnancı gereği başını örten gencecik bir öğrencinin veya hayatını eğitime adamış fedakâr bir öğretmenin okul kapılarından çevrilmesi, "eğitimin laikliği" maskesiyle meşrulaştırılamaz.
Gerçek laiklik; devletin vatandaşının inancıyla, kılık-kıyafetiyle kavga etmesi değil; aksine her ferdin inanç ve ifade özgürlüğünü devlet güvencesi altına almasıdır.
Devlet ile Millet Arasındaki Bağı Koparmayın
Kardeş ülkemizin; bağımsızlığını binbir zorlukla, kanla ve iradeyle kazandıktan sonra bugün kendi eliyle kendi insanını ötekileştiren kararlarla gündeme gelmesi bizleri derinden yaralamaktadır.
Bu tür sığ, baskıcı ve toplumun değerleriyle çatışan uygulamalar bir ülkeyi ileriye taşımaz; aksine devlet ile millet arasındaki o mukaddes bağı zayıflatır.
Temennimiz ve çağrımız odur ki; Bakü yönetimi bir an önce bu tarihi yanlıştan dönsün ve akli-ı selim galip gelsin.
Aksi takdirde unutulmamalıdır ki: Tarih boyunca dayatmalara boyun eğmemiş, bedel ödeyerek özgürlüğünü söke söke almış Azerbaycan halkı; kendi öz değerlerini yok sayan bu anlayışa karşı da vakarını, duruşunu ve cevabını sandıkta ve toplumsal vicdanda vermeyi gayet iyi bilecektir.