Meteoroloji pazar gününe kadar uyarıyor, gökyüzü bardaktan boşanırcasına yağmaya devam ediyor.
İstanbul'un ortasında, Ayazağa'da iki katlı bir iş yerinde 13 insanımız akıntının ortasında saatlerdir imdat çığlığı atıyor.
Yollar kapalı, dereler taşmış, araçlar sürükleniyor...
Manzara tanıdık, acı aynı, çaresizlik kopyala-yapıştır.
Samsun Havza'da ne gördüysek bugün Ayazağa'da onu yaşıyoruz.
Yarın bir başka şehirde aynı filmi izleyeceğimizden de adımız gibi eminiz. Çünkü biz, faturayı her defasında "doğal afete" kesip kendi cehaletimizin ve hırsımızın üzerini örtmeye bayılıyoruz.
Tabiatın Tapusu Kimde?
Açıp bakalım mevzuata; Devlet Su İşleri (DSİ) ne der? "Dere yatağına şu kadar mesafeden fazla yaklaşamazsın, ruhsat alamazsın."
Peki gerçekte ne olur?
O kurallar birer birer aşılır.
Kaçak yapılar yükselir, dere yatakları daraltılır, üzerine binalar, depolar dikilir. Siyasi rantlar, "bir şey olmaz"cılık ve denetimsizlik el ele verir; Derenin ortasına koca koca binalar oturtulur.
Sonra bir gün yağmur yağar.
Yağmur bu, elbette yağacak!
Dere, bin yıldır aktığı yatağı arar ve bulur.
Yatağına örülen betonu yıkar geçer.
Biz de ekran başında şaşırırız:
"Dere taştı!"
Hayır, dere taşmadı.
Dere sadece kendi evine döndü, senin onun evine yaptığın kaçak inşaatı dışarı attı!
"Her Şeyi Bilen" ama Hiçbir Şey Bilmeyen Kibir
Bizim en büyük hastalığımız bu; Tedbir almayız, kurallara uymayız ama iş kötüye gidince sorumluluğu hemen ulvi makamlara veya "kader"e havale ederiz. Tedbiri almayanın takdire sığınmaya hakkı yoktur!
"Her şeyi biliyoruz" edasıyla dolaşıyoruz ama doğanın en basit kuralından haberimiz yok.
Hiç mi atalarımızın izine bakmıyoruz?
Bu toprakların kadim insanı evini nereye kurardı?
Tepelere, yamaçlara, taşkın riskinden uzak yüksek noktalara...
O bereketli ovayı, dere yatağını ise tarıma, doğaya bırakırdı.
Biz ne yaptık?
Kadim aklı aşağıladık, atalarımızın tecrübesini hurda kâğıt gibi kenara attık. Kendi geçmişine dikiz aynasından bakmayan bir sürücü virajı nasıl alamayıp şarampole yuvarlanırsa, biz de tarihimize ve doğamıza sırtımızı döndüğümüz için her yağmurda şarampoldeyiz!
Bedelini Kim Ödeyecek?
Artık bir şeylerin değişmesi gerekiyor.
Kamu kurumlarının izni olmadan, dere yatağının koynuna yapılan o kaçak yapılara sel sonrası tek bir kuruş ödeme veya yardım yapılmamalıdır!
Devletin kaynağı, kural tanımayanların cehaletini finanse etmek için kullanılamaz.
Eğer yaptırım olmazsa, bu vurdumduymazlık bitmez.
Şu an dualarımız Ayazağa'da mahsur kalan 13 canımızla.
Onların kılına zarar gelmeden kurtarılması tek temennimiz.
Ancak sular çekilip çamur kuruduğunda, bu şehri bu hale getiren akılsızlıkla hesaplaşmak zorundayız.
Unutmayalım: Geçmişini unutan, geleceğinde boğulmaya mahkûmdur.
Paylaş
Akılsızlığın Faturasını Derelere Kesemeyiz!
Hazır