Paylaş

Bir Ekran Sınırları Aşınca, Kültürel Elçi mi, İmaj Tahribatı mı?

Hazır

Geçtiğimiz günlerde farklı coğrafyalara uzanan bir seyahat maratonunu geride bıraktım. Endonezya’nın tropik adalarından Özbekistan ve Kazakistan’ın kadim şehirlerine uzanan bu yolculukta, beni hem gururlandıran hem de derin düşüncelere sevk eden çarpıcı bir gerçekle karşılaştım.Gittiğim her yerde, binlerce kilometre ötemizdeki insanların çat pat da olsa, hatta Özbekistan ve Kazakistan’da gayet net bir şekilde Türkçe konuştuklarına şahit oldum. Şaşkınlıkla sordum; “Peki, dilimizi bu kadar güzel k...

Geçtiğimiz günlerde farklı coğrafyalara uzanan bir seyahat maratonunu geride bıraktım.
Endonezya’nın tropik adalarından Özbekistan ve Kazakistan’ın kadim şehirlerine uzanan bu yolculukta, beni hem gururlandıran hem de derin düşüncelere sevk eden çarpıcı bir gerçekle karşılaştım.
Gittiğim her yerde, binlerce kilometre ötemizdeki insanların çat pat da olsa, hatta Özbekistan ve Kazakistan’da gayet net bir şekilde Türkçe konuştuklarına şahit oldum.
Şaşkınlıkla sordum; “Peki, dilimizi bu kadar güzel konuşmayı nereden öğrendiniz?”
Aldığım cevap ortak ve tekti; Türk televizyon kanalları ve dizileri.
O an anladım ki; bizim her akşam evimizde çayımızı yudumlarken ekran karşısında izleyip geçtiğimiz o yapımlar, aslında pasaportsuz birer “kültür elçisi” gibi dünyayı geziyor.
İnsanlar Türkçeyi bu kanallardan öğreniyor; Türkiye’ye, insanımıza, yaşam tarzımıza ve değerlerimize dair olumlu ya da olumsuz her türlü fikri bu dizilerden ediniyor.
İşte tam bu noktada gururum, yerini kederli bir sorgulamaya bıraktı.
Çünkü aynı coğrafyalarda karşılaştığım bazı sorular yüreğimi burktu.
İhanetin, aldatmanın, yozlaşmış ilişkilerin ve ahlaki sınırları zorlayan yaşam tarzlarının bocalandığı dizileri izleyen bir Endonezyalı ya da Orta Asyalı kardeşimiz bize baktığında ne görüyor?
Hatta öyle bir an geldi ki, sırf bu ekranlara yansıyan yozlaşmış tabloya bakarak bana “Siz gerçekten Müslüman mısınız?” diye soranlar oldu.
Bugün Türk dizileri dünyada devasa bir pazar oluşturmuş durumda, evet.
Ancak ekranlarımız vasıtasıyla dünyaya açılırken, maalesef eksi yönde devasa bir imaj sergiliyoruz.
Kendi elimizle, kendi kültürümüzü ve toplumsal dokumuzu yine kendi ekranlarımızda tahrip ediyoruz.
Bir ülkenin imajını kötülemek çok kolaydır, ancak o zedelenen güveni ve lekelenen imajı yeniden düzeltmek yıllar alır.
Eğer bir yerde lağım akıyorsa ve o kanal toplumun ruhuna ulaşıyorsa, yapılacak tek şey o kanalı tıkamaktır.
Burada yayın denetim organımız olan RTÜK’ün ve ilgili kurumların mevcut adımlarının yetersiz kaldığı açıkça görülüyor.
Ekranlarımızda daha sıkı bir ahlaki süzgeç, milli ve manevi değerlerimizi koruyan bir tertibat şarttır.
Sanat ve reyting özgürlüğü, bir milletin küresel ölçekteki itibarını ve ahlaki duruşunu zedeleyecek boyuta ulaşmamalıdır.
Unutmayalım ki; televizyon kanallarımız sadece birer eğlence aracı değil, Türkiye’nin dünyadaki vitrinidir.
O vitrine ne koyarsak, dünya bizi öyle bilecek.
Vitrinimizi kirlilikten temizlemek, geleceğimize ve medeniyet mirasımıza olan borcumuzdur.

 

Yorum Yap

* Güvenlik gereği ip adresiniz saklanmaktadır. 3. şahıslara kesinlikle paylaşılmamaktadır.