Bir sabah uyanıp aynaya baktığınızda yüzünüzün size yabancı gelmesi ne kadar korkutucuysa, her gün konuştuğumuz, düşündüğümüz, rüya gördüğümüz Türkçenin de kelime kelime başkalaşması o kadar vahimdir.
Sokakta yürürken tabelalara, televizyonda akıp giden alt yazılara, sosyal medyadaki paylaşımlara bir bakın; Adaptasyon, akrobat, abiye, randevu, röportaj, şömine, dezenfektan, jenerasyon...
Elimize verilen listeler, Fransızcadan ve Batı dillerinden dilimize yerleşmiş yüzlerce, binlerce kelimeyi gözler önüne seriyor.
İşin en acı kısmı ne biliyor musunuz?
Bu kelimeleri o kadar kanıksadık ki, birçoğunun kökeninin yabancı olduğunu bile unutarak "öz Türkçe" zannetmeye başladık.
Durumun cildiye ve vahameti, hayatımızın her alanına yayılan şu kategorilerde açıkça görülüyor:
Bilim ve Tıp; Aktinyum, anemi, antibiyotik, apandisit, diyabet, psikoloji, nöron, pediyatri, virüs, rehabilitasyon...
Sosyal ve Günlük Yaşam; Abone, adres, asansör, Bagaj, Ceket, Dans, dezenfektan, dosya, Garson, Gişe, Hijyen, Jartiyer, Kabin, kuaför, makyaj, Maske, Mayonez, Otobüs, Pantolon, randevu, şömine, Valiz, Vitrin...
Sanat, Kültür ve Düşünce; Agnostisizm, akrobat, aksan, aktör, aktris, albüm, anarşi, dekadan, diyalog, ekinoks, entelektüel, erotik, estetik, galeri, idealizm, ironi, jenerasyon, komedi, mimik, müze, müzisyen, Paradoks, röportaj, senaryo, tiyatro...
Teknoloji ve Üretim; Adaptasyon, ampul, anonim, asistan, bisiklet, daktilo, enjektör, fren, helikopter, jeneratör, kaporta, klavye, klima, makine, mikroskop, otomatik, radyo, sinema, telefon, televizyon, tünel...
Listeyi A'dan Z'ye uzatmak tamamen mümkün; binlerce kelime adeta Türkçenin kendi malıymış gibi dilimize yerleşmiş durumda.
Peki, Türk dili kendi kaynaklarını ve zengin kelime hazinesini ne zaman tam anlamıyla kullanmaya başlayacak?
"Nasıl Olsa Anlaşılıyor" Kolaycılığı
Dil, sadece anlaşma aracı değildir; Bir milletin zihinsel haritasıdır.
Bir kavramı kendi dilinizde değil de başkasının diliyle karşıladığınızda, aslında o kavramın arkasındaki kültürü ve bakış açısını da kiralarsınız.
"Ne olacak canım, alt tarafı bir kelime!" diyerek geçiştirdiğimiz her yabancı sözcük, kendi köklerimize vurduğumuz sessiz birer darbedir.
"Randevu" yerine "görüşme" veya "buluşma", "röportaj" yerine "söyleşi", "jenerasyon" yerine "kuşak" demekten imtina ettiğimiz her an, Türkçenin etrafındaki surları biraz daha kendi ellerimizle yıkıyoruz.
Bir millet, dilini kaybettiğinde sadece kelimelerini değil; tarihini, düşünce gücünü ve bağımsızlık bilincini de yavaş yavaş yitirir.
Kendi Evimizde Yabancı Olmak
Bugün bilimin, sanatın, teknolojinin ve günlük yaşamın demirbaşları haline gelen bu yabancı kelimeler yığını bize şunu söylüyor; Biz kendi dilimize güvenmiyoruz.
Fransızcadan dilimize devşirilen bu kelimeler havuzu, bir zamanlar Batı hayranlığının birer simgesi olarak baş tacı edildi.
Ancak bugün, küreselleşme kisvesi altında bu durum artık bir alışkanlığa, hatta bir özentiye dönüştü.
Kendi dairesinde oturan ama evini tamamen yabancı eşyalarla dolduran bir ev sahibi gibiyiz; ev bizim ama içinde kendimize ait hiçbir şey bulamıyoruz.
Çıkış Yolu; Yeniden "Türkçe" Düşünmek
Bu vahim tablodan çıkış, yasaklarla ya da kelime avcılığıyla olmaz.
Çıkış yolu, dil bilincini yeniden kuşanmaktan geçer.
Türkçe; ekleriyle, kökleriyle, ses uyumuyla dünyanın en kudretli, en üretken dillerinden biridir.
"Bilgisayar" kelimesini bu dile kazandıran akıl, diğer binlerce yabancı kelimeye de pekâlâ asil Türkçe karşılıklar bulabilir.
Yeter ki isteyelim, yeter ki kendi sesimize kulak verelim.
Unutmayalım ki Türkçe bizim kimlik cüzdanımızdır.
O cüzdan silikleşirse, geriye kalan kalabalıkta kimliğimizi aramak zorunda kalırız.
Kendi dilimize sahip çıkmak, bu ülkenin yarınlarına sahip çıkmaktır.