70’li yılların başında Kayseri'de gazeteci olarak şehrin tek gazetesi Ülker'de çalışırken idarehanenin yakınında bir kalabalık görüp hemen koşturmuştum.
Gittiğimde bacağından yaralı bir vatandaş, bir de yere yüz üstü yatırılmış bir vatandaş gördüm.
Etraftakiler çoğunlukla esnaftı.
Ne olduğunu anlamaya çalıştım.
Olay yüzüstü yatan şahısın yaralı şahsı bıçakladığı idi.
Polis geldi sağlık ekibi geldi polis yaralayan şahsı kaldırıp kelepçe vurdu.
Yaralıya "Tanıyormusun bir düşmanlığınız var mı diye sorunca yaralı vatandaş "Hayır tanımıyorum yolda yürürken aniden saldırıp bıçakladı".
"Davacımısın" diye sorunca da "Evet" dedi.
Yarası sarılıp hayati tehlike yok denilince İkisini de karakola götürdüler.
Bıçaklayan mahkemece tutuklanıp cezaevine gönderildi.
Bıçaklanan vatandaşı uzaktan tanıyordum.
Aradan bir süre geçtikten sonra fikri takip gereği bıçaklanan vatandaşla röportaj yapmak için buldum.
Bir kahveye oturup çaylarımızı söyledikten sonra konuyu açtım.
İlk lafı gazeteye yapmazsan anlatırım oldu.
Ses kayıt cihazımı kapatıp yazmayacağım söz verip sohbete başladık.
"Yağmurlu bir gündü diye söze başladı. Çöp tenekesinin kapağını geriye doğru açmış altında yağmurdan korunmaya çalışan bir insan gördüm. Tam da korunamıyor vücudunun yarısı ıslanıyordu. Durup kaldırdım. Birlikte yakındaki bir binanın saçak altına gittik. Cezaevinden yeni çıktığını gidecek bir yeri olmadığını parklarda yattığını esnafın da dükkan önlerinde durmasına izin vermediğini söyledi. Açmısın dediğimde iki gündür bir şey yemediğini söyledi. Yakındaki bir lokantadan paket yaptırıp dışarıda oturma alanı olan bir çay ocağının önüne oturduk. Yemeği yedikten sonra çaylarımızı da içerken "Bu mevsimde cezaevinden çıkmam kötü oldu. Tekrar cezaevine girmek istiyorum ama ufak suçlardan tutuklamazlar büyük suç için de insanlara kıyamıyorum dedi.
Dinledikçe şaşırıyordum.
İnsanlığın geldiği durumu muhakeme etmeye çalışıyordum.
Cezaevinden çıkan bir insanın cezaevini özlemesine anlam veremiyordum.
Tüm amacı kışı geçireceği bir çatı bulmaktı.
Orada bir plan yaptım ve kendisine "Beni bacağımdan Bıçaklasan tutuklanırmısın" dedim. Gözleri parladı Evet hemen tutuklarlar dedi.
Üzerinde bıçak var mı diye sordum yok abi nereden olacak alacak para yok ki diye cevap verdi.
Sen otur burada hemen geliyorum deyip gittim ve bir çakı bıçağı alıp geldim.
Ne de olsa ben bıçaklanacaktım onun için büyük bir bıçak almadım.
Planı yaptık o kalabalık olan bir yerde duracak ben de önünden geçerken baldırımdan bıçaklayacaktı.
Planımız çok iyi işledi ve tutukladılar.
Ben de mağdur kişi olarak davacıyım.
Ne yapalım en azından kışı orada geçirsin çıkınca yine ona sahip çıkacağım.
Tahliye olmadan önce becerebilirsem iş de ayarlayacağım diye bitirdi sözlerini.
Aradan 50 yıldan fazla geçti.
Sevgili mağdur (!) vatandaşıma verdiğim YAZMAMA sözünde duramadığım için özür diliyorum.
Ancak neden yazdığıma gelince;
Dün gazetelerde bir haber gördüm.
CEZAEVİNE GİRMEK İÇİN CUMHURBAŞKANINA HAKARET ETTİ başlığıyla çıkmıştı.
Alanya'da bir vatandaş sıcak yemek ve yatak için Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bilerek ve kasten hakaret etti.
66 yaşındaki adam tutuklandı çöplüklerde yatıyorum dedi.
Yine sonbahar, yine yağmurlu günler ama artık bıçaklanacak insanlar aranmıyor demek ki. İşin kolayını bulmuşlar can yakmadan amaçlarına ulaşıyorlar.
Çünkü bazı insanlar için sonbahar ve kış aylarında en güvenli mekanlar cezaevleri.
50 küsur yıl öncesi olduğu gibi günümüzde de değişen birşey yok.
