Şimdi Rakipler Düşünsün...
Her gün kanadından bir tüy daha kopartılmış güvercin kıvamındaki Samsunspor, Erzurumspor deplasmanındaydı.
Thorsten Fink, elindeki malzemeyle çıkarabileceği en “iyi” kadroyu sahaya sürdü.
Ama gelin görün ki Yüksel Yıldırım’ın pırıl pırıl(!) çocukları; iki pası yapmakta zorlanan, ne oynadığını kendisinin de pek anlayamadığı bir görüntüyle 90 dakikayı tamamladı.
Sonuç?
Kaleyi bulan sadece iki şut!
45 dakika boyunca pozisyon üretemeyen, 90 dakika sonunda kaleye yalnızca iki isabetli şut gönderebilen bir takım haline geldik.
Üstelik karşımızdaki takım, sezon başından bu yana küme düşme adayları arasında gösterilen Erzurumspor.
Ne oynadığı izaha muhtaç, ne yaptığı anlaşılmaktan uzak, son derece tutuk futbolumuz(!) sonunda hak ettiği mağlubiyeti aldı ve bir kez daha başımızı öne eğdirdi.
Bizim halimizi siz düşünün artık!
Eskiden en azından şöyle bir tesellimiz vardı:
“Galip geldik ama oynanan futbol görsel zevkten yoksundu.”
Şimdi o cümleyi kuracak halimiz bile kalmadı.
Çünkü artık galibiyete hasretiz.
Altı maç…
Bir galibiyet, bir beraberlik, dört yenilgi.
Toplanabilen yalnızca 4 puan.
Ve puan cetvelinin dibine demir atmış bir Samsunspor…
Daha ne söyleyelim?
İlk 11’de sahaya çıkan kadroda yalnızca beş oyuncunun takımın eski kadrosundan olması belki de bu tablonun en “normal” tarafı!
Neyse ki…
Israrla işaret edilen milli araya nihayet girdik.
Belki bu arada eksikler tamamlanır, takım birbirini tanır, iki pasın nasıl yapılacağı hatırlanır, ne oynadığımız konusunda da bir fikrimiz olur.
Hem kış mevsimi de ha bitti, ha bitecek…
Dallar çiçek açacak.
Çiçekler meyve verecek.
Bize de yalnızca meyveleri toplamak kalacak!
Öyle değil mi?
Şimdi rakipler düşünsün…