Son yıllarda 50 yaşını aşmış, huzurlu bir ikinci bahar hayali kuran Türk erkekleri için dünyanın öbür ucu, Endonezya, bir "fırsat kapısı" gibi pazarlanıyor.
Ancak bu kapıdan içeri girenlerin çoğu, kendini egzotik bir rüyanın içinde değil, profesyonelce kurgulanmış bir "finansal infaz" mangasının karşısında buluyor.
Dijital Maskeler ve Görsel Aldatmaca
Her şey ekran başında başlıyor. Endonezya’da makyaj sanatı artık bir süslenme aracı değil, bir "kimlik gizleme" silahına dönüşmüş durumda.
Karşınızda 25-30 yaşında duran o taze çehre, aslında 55 yaşında, 20 yıl önceki fotoğraflarını filtrelerle harmanlayıp vitrine koymuş bir aldatmaca ustası olabiliyor.
Yalan beyanlarla okyanus ötesine çekilen Türk erkeği, uçaktan indiğinde hayatının şokunu yaşıyor.
Ama ne çare? Menzile girilmiştir bir kere.
Yerli "Çobanlar" Türk Aracılar
Bu kirli çarkın en üzücü dişlisi ise bizim içimizden çıkan Türk aracılar.
Kendi vatandaşını bir av, kendini ise "izdivaç rehberi" olarak gören bu komisyoncular, her iki taraftan aldıkları yüklü paralarla bir nevi modern köle ticaretine soyunmuş durumdalar.
Sizi okyanus ötesindeki bir uçuruma "krallar gibi yaşayacaksın" vaadiyle iten bu yerli şebeke, cebiniz boşaldığı an telefonlarını kapatıp sırra kadem basıyor.
O Meşhur Soru? "Baba, Ne Kadar Para Ayırdın?"
Bu tezgâhın iki türlü işleyişi var.
Bazıları parayı peşin istiyor, ancak "usta" olanlar alıştırma yöntemini kullanıyor.
Önce gönlünüzü hoş tutuyor, size dünyada eşi benzeri olmayan bir ilgi sunuyorlar.
Tam gardınızın düştüğü, "işte bu aşk" dediğiniz o son sahnede perde açılıyor;
Kadın, yanında 30 yaşındaki oğluyla geliyor!
Ve o dudağınızı uçuklatan, kan donduran soru soruluyor?
"Baba, bu düğün için ne kadar para ayırdın?"
İşte o an anlıyorsunuz ki; o para bir yuva kurmak için değil, o kadının sülalesini, kardeşlerini ve oğlunu ihya etmek için isteniyor. Sizin ömrünüzü verip biriktirdiğiniz meblağ, onların hiçbir arada görmediği ama sizden tek seferde tahsil edeceği "ganimet" haline geliyor.
Türkiye'deki "Kültürel Müebbet"
Diyelim ki her şeye boyun eğip eşinizi Türkiye’ye getirdiniz.
Huzur mu bulacaksınız? Asla.
13-14 saatlik uçak yolları, her yıl bitmek bilmeyen "cenaze, düğün, bayram" bahaneli Endonezya seferleri başlıyor.
Bir emekli maaşının uçak biletine yetmediği o ekonomik dar boğazda, evde huzur değil sülale dertleri konuşuluyor.
Bizim insanımız yerleşik bir ağırlığı sever; onların motosiklet arkasında geçen, yarınsız hayat tarzı bizim sosyal genetiğimize uymuyor.
Sözün Özü,
Endonezya’da cebinizde paranız olduğu sürece bir "efendi", paranız bittiği an ise bir "yabancı" bile değil, bir "yüksünüz".
Para bittiği gün eşiniz sizi sokağa atmaktan, yerli aracı ise sizi tanımamaktan çekinmez.
50 yaşından sonra tropikal bir sazan sarmalına girenler, yanlarında sadece boşalmış banka hesapları ve kırılmış bir gururla memlekete dönüyorlar.
Unutmayın; temeli sahte fotoğraflara, yerli komisyonculara ve yabancı sülalelere dayanan hiçbir yuva, sizin limanınız olamaz.
Bu yazı, olayın tüm boyutlarını —dolandırıcılık, kültürel uyumsuzluk ve ekonomik sömürü— bir araya getiriyor.


FACEBOOK YORUMLAR