(“5 dakika tefekkür” ve “Malûmlar”a taşlama, mısra mısra haşlama):
• “İngiltere’de yaşayan Godiva adlı çok güzel bir genç kız, yaşlı bir kontla evlendirilir. Kont, şehrin mutlak hâkimidir ve çok zâlimdir. Fakat halka acımaz, vergi üstüne vergi koyar. Ledy Godiva, kocasından halkın sırtındaki ağır vergileri hafifletmesini ister, kont ise O’na;
• ‘Bu kadar desteklediğin fakir halk, bakalım seni seviyor mu?’ Der ve bir test önerir: ‘Atının sırtında çırılçıplak, şehrin sokaklarında dolaşacaksın fakat halktan, evlerine kapanmalarını ve sen at sırtında çıplak geçerken sana bakmamalarını isteyeceksin. Bu isteğine uyarlarsa, seni gerçekten seviyorlar demektir. O zaman ben de vergileri azaltırım.’
Layd Godiva, kontun önerisini kabul eder. Bembeyaz bir atın üstüne çırılçıplak biner… Görülür ki halk… evlerine çekilmiştir. Kimse pencereye çıkmaz, perdeler bile sımsıkı kapalıdır… Tek istisna röntgenci Tom’dur. O da kör edilir…” (Kronolojik Kültür, Sanat ve Tarih Ansiklopedisi-Oğuz Çetinoğlu; İst. 2011, Vatan Gazetesi Yay. C. 4, sy. 3.273)
Saygıdeğer Okuyucularımız!..
Son yıllarda, özellikle de 2025 yılı Mart ayından bu yana; CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun koltuğundan alınmasından sonraki davranışları bize, yukarıda “serlevha” hâlinde sunduğumuz bir efsâneyi, ardından da aşağıda kısmen alıntılıyacağımız köşe yazılarındaki hakîkatleri hâtırlattı.
Diyoruz ve sonra da bu his ve düşüncelerle kaleme aldığımız aşağıdaki mısralarımız ile Sizleri başbaşa bırakalım istiyoruz. Kalbi sevgi ve saygılarımızla…
“Türkiye Gazetesi”nden “Atilla Yayla” ile başlayalım:
“CHP Ezberleri!.. ‘Cumhuriyet değerleri’ nedir? Cumhuriyet değerleri’, insani hayatın, medeniyetin gelişiminin son noktası mıdır? ‘Cumhuriyet değerleri’ denen şeyleri kabul etmemiş ülkeleri nereye koymak gerekir? İngiltere, İspanya, Japonya gibi anayasal monarşilere çağ dışı mı diyorsunuz?
M. Kemal’in bazı ‘devrimleri’ özel bir çaba olmadan silinmiştir; çünkü demokrasiyle bağdaşmazlar. Örneğin ‘şapka devrimi’ denen vakayı nereye koyacaksınız? Hem tek adam diktatörlüğüne hem de demokrasiye aynı anda sahip olunamaz. Tercihiniz nedir: Tek parti diktatörlüğü mü, demokrasi mi?
CHP ne bilimden, ne de çağdaşlıktan haberdar! Bilimi tekerleme zikretmek, çağdaşlığı ise her yere heykel ve büst dikmek zannadiyorlar. Neden Kemalistler arasından ciddiye almaya değer bilim insanı pek çıkmıyor? Dünyanın hiçbir ülkesinde niçin bizdeki kadar heykel ve büst yok, hiç düşündünüz mü?
İfade ve basın özgürlüğü, din ve vicdan hürriyeti gibi temel hakları 25 yıllık tek parti diktatörlüğü döneminde askıya alan CHP değil midir? Demokratik siyasi katılım ve rekabet bizzat CHP tarafından ortadan kaldırılmadı mı? Bu durumda CHP tek parti diktatörlüğü uygulamalarına sahip mi çıkıyor yoksa onları ret mi ediyor?..
CHP iktidar olunca Türkiye’nin meselâ Suriye ve Irak ile olan sınırları ortadan kalkacak mıdır? Türkiye Orta Doğu’nun bir parçası olmaktan çıkacak mıdır? Neden sığınmacı düşmanlığı yapılmaktadır? CHP’lilerin bazıları da sığınmacı olarak ülkeye gelmemiş midir?
CHP’nin yüz yıl sonra iktidara geleceğinin söylenmesi demokrasi dönemi CHP’si ile tek parti diktatörlüğünün otoriter ve totaliter CHP’si arasında bir fark olmadığının düşünüldüğünü göestermektedir. Bence büyük ölçüde doğru. Bu durumda, tek parti kafasıyla iktadara gelirseniz, sizin gibi düşünmeyenlere ve davranmayanlara ne yapacaksınız?
CHP bir ezber partisidir. CHP asla yaptığı tarihi hataları hatırlamaz ve kesinlikle onlar için özür dilemez. CHP demokratik bir aktör değildir ve demokrasiye hiç de yakışmamaktadır. Aslında parti sıfatını taşımasına rağmen bir partiden ziyade topluma tahakküm etmek üzere kurulmuş, kurgulanmış ve bugüne kadar temel niteliklerini değiştirmemiş bir aparattır.” (03.12.2025, sy. 10)
“Kürtlerin Cellâdı Kim?.. Tek parti diktatörlüğü döneminde yanlışlar sadece Kürtlere karşı yapılmadı. Toplumun hemen her kesimi hayatın olağan akışına aykırı müdahalelere maruz kaldı. Yeni bir insan ve yepyeni bir toplum oluşturma uçuk sevdası adına ve hesabına iyice merkezîleşen ve sınırsızlaşan tekelci politik otorite toplumsal hayatın her alanına ve hemen her kesime cüretkâr müdahalelerde bulundu. Keyfi yasaklar koydu. Talimatlar verdi. Kürtlerin payına düşenler bunların en ağır olanlarıydı. Ne yazık ki dönemin totaliter uygulamalarının bir yansıması olarak Kürtçenin sosyal hayatta kullanımı yasaklandı. Kürt kimliği inkâr edildi. Kürtlere yönelik Türkleştirme politikası oluşturuldu ve başta Zilan Deresi ve Dersim katliâmları olmak üzere Kürtler, acımasızca, kitlesel olarak öldürüldü…” (05.12.2025, sy. 11)
“Üstâd Gazeteci-Yazar Rahim Er” Ağabeyimiz ile devam edelim: “Hezârfen Ahmed Çelebi Havalimanı!.. CHP’nin mazisiyle yüzleşmesi şarttır. 1923-1950 arasında yaptıkları, harf inkılâbı, 3 Ali’lerin Seyyar İstiklal Mahkemesi zulümleri, şapka giymeyen on binler... ve binlerce insanın idam edilmesi, ezana, namaza, câmiye, dîne ve din adamına kıyılması, Kur’ân öğrenmenin jandarma dipçiğiyle önlenmesi, Türkçe’nin Ermeni Agop Martayan’ın insafına teslim edilmes, TDK tarifiyle Kemalizmin ‘Türk’in dîni’ diye telâkki edilmesi. Kemalizm’in teorisyenliğinin Moiz (Cohen (Tekinalp adlı bir Yahudi’ye yaptırılması. Ermeni ve isminin de Hatun Sebilciyan olduğu çok yönlü olarak dile getirilen Sabiha Gökçen’in Tunceli’de 1937 yılında soykırımı aratmayacak denli Kürt katliâmı yapması. 1946’da seçimlere hile karıştırması, 27 Mayıs darbesine destek vermesi… ve sayfalar dolusu kusur, hata, vebal, günah, kasıt…” (06.12.2025, sy. 3)
Ve “Yeni Akit Gazetesi Köşe Yazarı- Av. Ali İhsan Karahasanoğlu”: “Şapka, Tekke ve Zaviyeler… Kadınlara Seçme Hakkı… Ardı ardına kutlamalar yapılıyor. ‘İşte devrimler’ deniliyor. Aslında savunulması mümkün olmayan uygulamalar, sol kesimin medyasında, 100 yıl sonrasında bile, millete ‘devrim’ gibi yutturulmaya çalışılıyor.
25 Kasım 1925’de çıkarılan Şapka Kanunu’nu bakalım. ‘Şapka Devrimi’ diyorlar. İnsanımızın başına zorla belli bir şapka takılması gerektiğini öngören kanunu, bize ‘devrim’ diye yutturmaya kalkıyorlar.
‘Kıyafette mecburiyet’in neyi devrim olabilir ki? Özgürlüğe set çekiyorsunuz.
‘Siz özgür değilsiniz, başınıza ne koyacağınızı da sadece biz belirleriz’ diyorsunuz. Aksine hareket edenleri cezalandırıyorsunuz. Hem nasıl cezalandırma, darağacında sallandırıyorsunuz.
Ve bu ‘devrim’ oluyor... Üstelik bu şapka, sizin örfünüzden gelen bir şey (de) değil. Örfünüzden gelmemesini de bir yana bırakın. Kısa süre önce vatanınızı işgal edenlerin giysisi…
Beyler, kafayı mı yediniz siz? Bugün dahi ‘şapka Kanunu’nu savunanların nasıl bir mantığa, nasıl bir kafa yapısına sahip olduklarını anlamak mümkün değil.
Geçilim ikinci ‘devrim’e..
‘Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu’..
Bu da 1925 yılında, Şapka Kanunu’nun hemen 5 gün sonrasında çıkarılmış. ‘Tekkeleri, zaviyeleri kapatıyoruz’ denilmiyor. Ben de soruyorum: ‘Hani özgürlük? Hani hürriyet?’
Hani Abdülhamid Han için ‘hürriyet’ kavramı üzerinden şiirler yazarak, hakaretler edenlerin itirazlarına benzer küçücük bir itiraz? Boşverin itirazı. 100 yıl sonra bile, bize ‘devrim’ diye tanıtılmaya devam ediliyor.
Hani kapattıkları tekke ve zaviyeler, gerçekten kapatılmış olsa… En azından, tutarlılık var diyeceğim. Tutarlılık da yok. Bir yandan kapatıyorlar. Diğer taraftan cemevleri savunuculuğu yapıyorlar.
‘Buyrun bize izah edin. Tekke ve zaviyelerin kapatılması kanunu yürürlükte iken, cemevlerinin açılmasını, devlet tarafından desteklenmesini nasıl isteyebiliyorsunuz?’ diyoruz.
Profesöründen cevap yok, siyasetçisinden cevap yok, bürokratından cevap yok.
Hatta ‘Kanuna rağmen bazı tekkeler hâlâ faaliyette’ diyen, ama sabahtan akşama kadar cemevlerinde boy gösterenlerde de bir cevap yok.
‘Dön kendine bir bak. Kanunu savunuyorsan, önce kendi cemevini kapat’ desek…
Verebileceği bir cevabı yok. Öyle ki, bu kanun gerekçe gösterilerek, padişahların türbelerine bile kilit vurulmuş. Sonra ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı’ denilerek, Anıtkabir yapılmış. Bir yandan Mustafa Kemal’in ‘Ölülerden medet ummak, medeni bir cemiyet için, şindir (lekedir). Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır’ sözlerini baştacı ediyorlar.
Bir yanda da kendileri, Mustafa Kemal’in sözlerinin aksine, Anıtkabir’e gidip, ölmüş olmasına rağmen ondan yardım dileniyorlar.
Gerçekten akla ziyan uygulamalar. Biliyorum, şimdi bu yazının altına yorum yazmaya kalkışan kemalistler, ‘yanılıyorsun Ali Bey, Mustafa Kemal ölmedi, yaşıyor’ diyecekler ve beni bir defa daha hüsrana uğratacaklar.
Manevi anlamda ‘yaşama’yı bizler söyleyelim. Dindar insanlar olarak bizler, ölümle her şeyin bitmediğini, ahiret olduğunu söyleyelim.
Ama lütfen, her şeyi pozitivist mantıkla izah etmeye çalışanlar bize söylesinler: Artık nefes alamayan, elini kaldırmaya bile gücü olmayan, göz kapağını bile açmaya imkânı olmayan. Hiçbir hayat belirtisi olmayan, tıp ilminin öldüğünü söylediği kişiye, nasıl olur da ‘yaşıyor’ diyebilirsiniz?
‘Yaşıyor’ demekte ısrarlı iseniz, Mustafa Kemal’in yukarıda alıntıladığım sözlerini nereye koyacaksınız?
Bunu da geçilim. Bir başka devrimin daha yıl dönümündeymişiz. 5 Aralık 1934’tde, Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verildiğine dair, yine sol medyada yapılan algılar...
Hiç düşünmüyorlar, bu toplumun kadınlarının yarıdan fazlasının kıyafeti, başörtüyü de içerecek bir hüviyette iken... Taa 1999’a kadar, başörtülü bir tane bile milletvekili olmaması, kadınların seçilme hakkı olduğu iddiasına karşı ne anlama geliyor?
Kadınların bu hakkı gereksiz görmesini mi? Yoksa, kâğıt üstünde kalan bu hakkın, aslında fiilen olmaması gerçeğini mi?
1999 yılına kadarki seçimlerde hiçbir başörtülü bayanın milletvekili adayı bile olmaması bu gerçeğin bir yüzünü gösterirken...
1999 seçimleri, başörtülü bayanların milletvekili seçilmeyeceği gerçeğinin bilinçli olarak uygulandığını gözümüzün içine sokuyor...
Merve Kavakçı, Fazilet Partisi’nden aday gösteriliyor ve halkın desteğiyle sözümano milletvekili seçiliyor…
Fakat o ne? Başörtülü olduğu için Merve Kavakçı, yemin ettirilmiyor. Buyrun anlatın bize, ‘Seçme ve seçilme hakkı, Kadınlara var mı, yok mu?’
Erkekler için olmayan bir şart, belli bir kıyafet şartı, kadınlar için fiilen konulmuş mu konulmamış mı?
Belki erkekler için de ‘sakallsız’ olma şartı getireceklerdi ama. ‘Çene sakalı’ olanları engellemek istemedikleri için, erkeklere hiçbir kıyafet dayatması olmadığı hâlde. Bayanlara ‘başörtüsüz olma’ şartı fiilen dayatılmış oldu.
Dahasını söyleyeceğim. Merve Kavakçı’nın başındaki örtü sebebiyle milletvekilliğinin önlenmesi bir kenara. ‘Merve Kavakçı’nın başörtülü olduğu bilindiği hâlde, milletvekili adayı yapıldığı’ gerekçe gösterilerek, Fazilet Partisi kapatılıyor.
Tüm engellemelere rağmen, seçimde en yüksek oy oranına sahip partiler sıralamasında üçüncü çıkmış Fazilet Partisi kapatılıyor.
Evet, yanlış okumuyorsunuz. ‘Kadınlar için seçme ve seçilme hakkı 1934 yılında, Mustafa Kemal’in Cumhurbaşkanlığı döneminde çıkarılan kanunla tanındı’ denilen Türkiye’de...
1999 yılındaki seçimlerde başörtülü bir hanımın aday gösterilmesi seçimden üçüncü çıkmış partinin kapatılmasına gerekçe yapılıyor...
CHP’lilerin ‘devrim’ diye tanıttıkları ne var ise…
Tuttuğunuzda elinizde kalıyor. Ya, aslında bir devrim değil… Ya da hayatta karşılığı yok. Uygulamada karşılığı yok.
Alfabe devrimi diye yutturulan ‘Latin harflerinin ithali’ için de aynı tespitleri yapabiliriz... Vatanınızı işgal eden devletlerin kıyafetini almak, harfini almak, kanunlarını almak, bu ülkede ‘devrim’ olarak gösterildi.
Ne yazıktır ki, bugün dahi temel hak ve özgürlüklere aykırı zorbalıklar, düşman devletlerinin toplum hayatındaki örfler-adetler, yine bize ‘devrim’ gibi gösterilmeye devam ediliyor...
Benim dedemin başındaki sarığı, pozitivistlik iddiasıyla yasaklayanlar; Anadolu’yu işgale kalkışan haçlıların dedesinin başındaki şapkayı, bizim kafamıza geçirdiler. Ve bunu, toplumu kalkındıracak, hayatımızı kolaylaştıracak ‘devrim’ gibi tanıttılar…
Dünya genelinde bir tane toplum gösterebilir misiniz, kıyafetini değiştirdiği için kalkınmış olsun. Bir tane halk gösterebilir misiniz, alfabesini değiştirdi diye hukukta, ekonomide, refah düzeyinde sıçrama yapmış olsun.” (06.12.2025, sy. 1, 7)
= = = (*) = = =
“Târih” şahit: “..25”, “dünyâ âlem” de gördü:
“Özgür Özel özünde, İmamoğlu Godiva”;
“Kılıçdar…”ın başına, nice “çoraplar ördü”;
“C. Başkanı Adayı”, gönlündeki “son Liva”;
“Mister”lerin “mister”i, hatta… hatta bir “sör”dü!..
“Târih” şahit: “..25”, “Kongre… Kongre” üstüne;
“Selâm çaktı: Ö. Özel”, “katliâmcı” büstüne;
“İmamoğlu: Godiva”, sahipler aynı üne!..
“C. Başkanı Adayı”, gözler gördü ne imiş?
Sayfa sayfa vukuat, aitmiş dünkü güne!..
“Târih” şahit: “..25”, “kanunsuz”da “yok da yok”;
“3 bin küsur sayfada”, “rezâletler” 10’dan çok;:
“İBB” bir “fosseptik”, her yanını sarmış “b.k!..”
“C. Başkanı Adayı”, gözler gördü ne imiş?
Kırıldı/parçalandı, M. Kemalci “6 Ok!..”
“Târih” şahit: “..25”, “Asrın vukuatı”dır;
“Kalbler dönük/yüz dönük, istikâmet Batı”dır;
Sanma “Parti” değişir, “çatı aynı çatı”dır!..
“C. Başkanı Adayı”, gözler gördü ne imiş?
“Rüşvet” ve de “yolsuzluk”, “Eko’nun suratı”dır!..
KAYIKÇ’Ali diyor ki, “Târih şâhit: ..25…
…Dünyâ âlem de gördü, kim kime olmuştur eş?..
…CeHaPe battı-batar, doğar yargıdan güneş!..”
“C. Başkanı Adayı”, gözler gördü ne imiş?
“Ö. Özel” ligden düşer, “fanatik ayva yer”miş!..


FACEBOOK YORUMLAR