Paylaş

İyi Mi Böyle?

Hazır

Gelen iki, giden üç atıyor. Arada bir beşliyoruz da… Yedi haftada kalemizde tam 15 gol gördük. Averaj takımı olduk, ligin dibine demir attık. Dahası, Samsunspor’un adı artık küme düşme adayları arasında anılıyor. Yüksel Yıldırım’ın deyimiyle o “pırıl pırıl çocuklar”, ayakta durmakta, doksan dakikayı tamamlamakta zorlanıyor. Elli dakika boyunca on kişi oynayan rakibine karşı bir gol bile atmayı başaramıyor. Oyuncular değil de, sanki kafaların pırıl pırıl… Milli ara dendi, bekledik. Sakatlar dendi...

Gelen iki, giden üç atıyor. Arada bir beşliyoruz da… Yedi haftada kalemizde tam 15 gol gördük. Averaj takımı olduk, ligin dibine demir attık.

Dahası, Samsunspor’un adı artık küme düşme adayları arasında anılıyor.

Yüksel Yıldırım’ın deyimiyle o “pırıl pırıl çocuklar”, ayakta durmakta, doksan dakikayı tamamlamakta zorlanıyor. Elli dakika boyunca on kişi oynayan rakibine karşı bir gol bile atmayı başaramıyor.

Oyuncular değil de, sanki kafaların pırıl pırıl…

Milli ara dendi, bekledik. Sakatlar dendi, bekledik. Kulübe eksik dendi, bekledik. Tam kadro olunca her şeyin düzeleceği söylendi. Eksikliklerin giderildiği anlatıldı.

Peki, sonuç?

Yine hüsran!

“Ne söylesen kifayetsiz, ne anlatsan boş…”

Aslında bütün meselenin özeti belli: Ne kadar ekmek, o kadar köfte!

İki takım arasındaki kalite farkı bas bas bağırıyordu sahada. Rakip on kişi kalmasaydı fark daha da açılır mıydı? Büyük ihtimalle…

Ancak mesele yalnızca kadro kalitesi de değildi. Kalecisinden defansına, orta sahasından forvetine kadar oyuncularımız, sahada yapılmaması gereken hataları adeta yapmak için yarıştı.

Sol kanadını etkili kullanan rakibi durdurmak yerine seyretmeyi tercih ettik ve ilk golü yedik. Dışarı çıkan topu rakibe adeta asist yaparak ikinci golü kendi ellerimizle hazırladık. Üçüncü golde ise topa çıkmak yerine zamanlama hatası yaptık.

Üç gol, üç büyük hata…

Peki, bu seviyede rakipler böylesine ölümcül hataları affeder mi?

Elbette hayır!

Sahada hatalar zinciri, yönetim anlayışında ise bambaşka bir hesap var. Birileri kasayı doldurmakla meşgulken rakipler kadrolarına önemli takviyeler yaptı. Biz mevcut kadronun omurgasını tartışmaya açarken rakipler kadrolarını güçlendirdi.

Sonra da dönüp soruyoruz:

“Taraftar neden tribüne gelmiyor?”

Neden gelecekler?

Üzülmeye mi, kahrolmaya mı?

Taraftarın beklentisi çok büyük şeyler değil. Sahada mücadele eden, ne oynadığını bilen, formasının hakkını veren bir takım görmek istiyor. Her hafta aynı sorunları, aynı hataları, aynı hayal kırıklığını yaşamak istemiyor.

Taraftardan sabır beklemek kolay. Peki, bu sabrın karşılığında ne sunuluyor?

Sözler mi, vaatler mi, yoksa her hafta biraz daha büyüyen bir endişe mi?

Artık kimsenin süslü cümlelere, pembe tablolara ihtiyacı yok. Samsunspor’un ihtiyacı olan şey belli: Gerçeklerle yüzleşmek ve vakit kaybetmeden harekete geçmek.

Önümüzdeki ara transfer dönemine kadar toplayabildiğimiz kadar puan toplamak, ardından da takımın eksik bölgelerine nokta atışı takviyeler yapmak zorundayız. Çünkü bu tabloyu değiştirmek için yalnızca temenniler yetmez. Doğru planlama, doğru transfer ve sahada karşılığı olan bir mücadele gerekir.

Umut mu?

Elbette umut etmek istiyoruz. Samsunspor’un toparlanacağına, bu kötü gidişatın tersine döneceğine inanmak istiyoruz.

Ama umut, gerçekleri görmezden gelmek değildir.

Çünkü ligde takvim ilerliyor, puanlar kayboluyor, rakipler yoluna devam ediyor.

Biz hâlâ aynı hataları konuşuyor, aynı soruları soruyor, aynı hayal kırıklıklarını yaşıyorsak ortada ciddi bir sorun var demektir.

Ve artık sorulması gereken soru şu:

İyi mi böyle?

 

 

 

Yorum Yap

* Güvenlik gereği ip adresiniz saklanmaktadır. 3. şahıslara kesinlikle paylaşılmamaktadır.