İslami Tebliğin Yozlaşması ve Devletin Bekası

Bayram Uzunoğlu

Anadolu topraklarında sivil toplumun ve toplumsal irfanın tarihsel nüvesini oluşturan tasavvuf yolu, asırlar boyunca temel bir ahlak tasavvuru üzerine inşa edilmiştir.
Bu yolun aslı gayesi; "Amr bil-ma'rūf wa-nahy 'an al-munkar" (iyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak) ilkesini yaşatmak ve insanı ahlaken, insani değerlerle donatarak kemale erdirmektir.
Hz. Peygamber (s.a.v.), tebliğini sadece teorik metin aktarımıyla değil; fiili yaşantısıyla, ahlakıyla, adalet anlayışıyla ve topluma bizzat örnek olarak gerçekleştirmiştir.
Ne var ki günümüzde şahit olduğumuz manzara, bu nebevi geleneğin ve Anadolu irfanının ruhundan fersah fersah uzaklaşıldığını göstermektedir.
Aklın ve Ahlakın Yerini Alan Finans Çarkları
Bugün kendisini İslami eğitim veya tasavvufi yapılanma olarak sunan kimi odakların, meseleyi sırf "Kur'an okutuyoruz" paravanına indirgeyerek kitlelerden yüklü meblağlar toplaması, hiçbir dinî ve insani değere sığmaz.
Oysa geçmişin hafızası bizlere çok farklı bir ahlak dersi verir;
**Gönül Dili ve Karşılıksız İkram; 1970'li yıllarda kapısına varılan Muhammed Raşid Erol Hazretleri gibi manevi önderler, gelen binlerce insana kendi çorbasından, pilavından ikram eder; kimseden bir kuruş dahi talep etmezdi.
Mürşid-i kâmil talibe, "Sen hiç dünyadayken bir şey sevdin mi? Bir kadını, bir kuşu, bir ağacı sevdin mi?" Diye Sozar; harcı para ile değil, samimiyetle karardı.
**Devlet Âdâbı ve Mülke Saygı; 1980 darbesinin o zorlu atmosferinde dahi kendisini ifadeye çağıran askerlere "Sizin buraya kadar gelmeniz zahmet oldu, bir telefon etseydiniz biz kendimiz gelirdik" diyecek kadar derin bir devlet terbiyesine ve ulü'l-emre saygıya sahiptiler.
Bugün ise o çorba kazanlarının yerini devasa finans ağları, holdingleşen bütçeler ve toplanan paralar üzerinden sağlanan iktidar hırsları almıştır.
İslam, sadece bir metnin tilavetine indirgenip ticarete dökülecek bir bilgi nesnesi değildir;
İslam, insanı ahlaken yetiştirme sanatıdır.
Toplanan Paralar, Büyüyen Tehdit ve "Gözdağı" Hadsizliği
Finansal büyüklüğü bir güç unsuruna dönüştüren, topladığı paralar üzerinden devlete ve ülke idaresine "gözdağı" vermeye kalkan her türlü yapılanma, bu toprakların örfüne, geleneğine ve inanç köklerine tamamen yabancıdır.
Gönül bağının kopup devasa finans ağlarına dönüşmesinin en somut tehlikeleri şunlardır;
1-İrade İrtifası ve Dış Müdahale; İhlasını yitiren ve paraya boğulan yapılar, zamanla uluslararası istihbarat odaklarının ve dış güçlerin "hazır lokması" haline gelir.
2-Karakter Kaybı; Manevi duygular üzerinden toplanan kaynaklar, insan yetiştirmek yerine yapının kendisini kutsal kılan devasa birer menfaat çarkına dönüşür.
3-Paralel güç Hülyası; Kendisini devletin ve hukukun üstünde gören, meşru idareye şantaj veya gözdağı vermeye yeltenen yapılar, açık bir milli güvenlik tehdidine evrilir.
Devletin İki Cihan Vekaleti, Düzen ve Adalet
Bu topraklar asırlar boyu İslam'ın sancaktarlığını yapmış; Millet ile devleti tek bir gövdede buluşturmuştur.
Bizim inancımızda devlete hainlik beslenemez;
Devlete başkaldırı kabul edilemez.
Devlet, vatandaşına dinini ve ahlakını öğrenme imkânını sunarken; dinî duyguları istismar ederek finans gücü devşiren, bu güçle halka ve idareye gözdağı vermeye kalkan yapıların kimliğine bakmaksızın gereğini yapmakla mükelleftir.
Bu bir tercih değil, kamu düzenini ve milletin aziz mukaddesatını koruma hususundaki tarihi sorumluluktur.
Dinin özü ahlaktır;
Ahlakın bittiği, paranın ve tehdidin başladığı yerde ne tasavvuf kalır ne de tebliğ. Sancaktar memleketin geleceği, adaletle işleyen bir devlet aklı ve karşılıksız sevgiyi esas alan hakiki bir irfanla korunabilir.