Türk Futbolunda "Zeytinyağı" Zihniyeti ve Endüstriyel İllüzyon

Nedim AYDIN

Türk futbolu, uzun yıllardır saha içi başarılardan ziyade, saha dışındaki yönetimsel krizler, kurumsal körlükler ve sonu gelmez polemiklerle gündemi meşgul etmeye devam ediyor.
Bu durumun en taze ve çarpıcı örneği, Fenerbahçe Başkan Vekili Barış Göktürk’ün daha koltuğuna tam anlamıyla oturmadan, Türk futbolunun gerçeklerinden ne kadar uzak olduğunu gösteren açıklamalarıyla somutlaştı.
Kendisinden önceki yöneticilerin, örneğin Mahmut Uslu’nun kameralar karşısında açık yüreklilikle söylediği "Devlet zamanında bize çok yardım etti" ifadesinden bile bihaber, adeta bu işlere "Fransız" kalmış bir yönetim anlayışıyla karşı karşıyayız.
Tam da bu yüzdendir ki, bu ülkede futbol ne bir arpa boyu değer kazanıyor ne de kalıcı bir başarı elde edebiliyor.
Futbolu yönetenlerin önceliği üretmek, değer yaratmak veya sporu geliştirmek değil; yalnızca günü kurtaracak suni gerilimler üretmektir.
Üretmeyenlerin milyarlık borç çıkmazı
Sormak gerekiyor; Kulüplerin arkasında devasa fabrikalar mı var?
Bacası tüten, istihdam yaratan bir üretim tesisi mi işletiliyor?
Hayır. Ortada net bir katma değer üretimi olmamasına rağmen, bugün Fenerbahçe’nin 30 milyar TL’ye yakın bir borç batağında yüzdüğü gerçeği dağ gibi karşımızda duruyor.
Bu sadece Fenerbahçe’ye mahsus bir borç yükü değil diğer kulüpler de aynı fayın üzerinde.
Konumuz Fenerbahçe Başkan Vekili Barış Göktürk’ün bu saçma ve çapsız açıklamaları nedeniyle Fenerbahçe’yi konuşuyoruz.
Bu devasa borç sarmalı ortadayken, kulüp yöneticilerinin kendi evlerinin önünü süpürmek yerine, Samsunspor Başkanı Yüksel Yıldırım gibi futbolun içinden gelen ve doğruları haykıran isimlere laf yetiştirmeye çalışması, tam anlamıyla bir hedef şaşırtmadır.
Sayın Göktürk ve onun zihniyetindeki yöneticilerin asıl görevi, başkalarına cevap yetiştirmek değil, yönettikleri kulübün sırtındaki bu 30 milyarlık kamburu nasıl temizleyeceklerini düşünmektir.
Ancak mevcut zihniyet, kulüpleri borç batağına saplamaktan başka hiçbir formül üretemiyor.
Asgari ücretin realitesi ve devletin malı
Bu ülkenin gerçeği, sabahın köründe kalkıp akşama kadar alın teri döken ve asgari ücretle evini geçindirmeye çalışan milyonlarca vatandaştır.
Halk, ekonomik zorluklarla boğuşurken; futbolu yönetenlerin hiçbir üretim yapmadan, adeta devletin imkânlarına, devletin malına konarak milyarları savurması, toplumsal vicdanı derinden yaralamaktadır.
Daha da vahimi, geçmişte alınan tüm bu desteklere ve devletin sağladığı kolaylıklara rağmen, bugün çıkıp hala hiçbir şey olmamış gibi "zeytinyağı gibi suyun üzerine çıkmaya" çalışılmasıdır.
Hem halkın sırtından geçinen devasa bir borç yapısı oluşturacaksınız hem de en ufak bir eleştiride mağdur edebiyatına soyunacaksınız; bu kabul edilebilir bir durum değildir.
Sonuç; Zihniyet değişimi şart
Türk futbolunun kurtuluşu; finansal gerçeklerden kopuk, geçmişinden habersiz ve halkın sosyo-ekonomik durumuna gözünü kapatmış yöneticilerle mümkün değildir. Kulüplerimizin borç yükünü hafifletmek ve spora gerçek bir değer katmak isteniyorsa, öncelikle bu kibirli ve üretime dayanmayan "zeytinyağı" zihniyetinin terk edilmesi gerekir.
Yöneticiler polemik yaratmayı bırakmalı, kulüplerini borç sarmalından çıkaracak rasyonel ekonomik adımlara odaklanmalıdır.
Aksi takdirde, Türk futbolu milyarlarca liralık bir borç enkazının altında ezilmeye mahkûm kalacaktır.
Kalın Sağlıcakla…