Türkiye'nin Hafızası ve "Gölge Kahramanlar"ına Vefa Borcumuz!
Bir milletin tarihi; Sadece ders kitaplarında yazan tarihlerden, zafer kutlamalarından ya da parlak diplomasi masalarından ibaret değildir.
Asıl tarih, adını asla duymadığımız, fotoğrafları albümlerde yer almayan, ömürlerini görünmez bir zırh gibi bu ülkenin bekasına adayan "gölge kahramanların" sessiz çığlıklarında gizlidir.
Bugün dönüp geçmişimize baktığımızda, devletin en kritik eşiklerinde sırtını millete dayayarak canla başla çalışmış ama kıymeti çoğu zaman ancak aramızdan ayrıldıktan sonra anlaşılmış nice değerimiz olduğunu görürüz.
Kâşif Kozinoğlu gibi isimler, bu coğrafyanın gördüğü en sert, en tavizsiz ama bir o kadar da ülkesine adanmış profillerin başında gelir.
Sahadan Zirveye Uzanan Bir Ömür
Özel Harp Dairesi'nin o çetin ve disiplinli ocağından yetişen, Bosna'dan Orta Asya'ya, dünyanın en riskli ve karanlık coğrafyalarında Türkiye'nin güvenliği için kalkan olan bu insanlar; Makam, unvan ya da şahsî ikbal peşinde koşmazlar.
Onların tek bir pusulası vardır; Devletin ve milletin ali menfaatleri.
Masa başında rapor okuyarak kariyer tüketenlerden değil, krizin ta ortasında, bizzat sahada risk alanlardandırlar.
MİT Dış Operasyonlar Dairesi gibi stratejik bir makama kadar yükselmek, sadece bir unvan değil; Uykusuz gecelerin, sırtında taşınan ağır devlet sırlarının ve her an ölümle burun buruna gelinen bir hayatın bedelidir.
Kumpasların ve Vefasizliğin Ortasında Bir Duruş
Ancak ne yazık ki yakın tarihli dönemeçlerimiz, bu ülkeye en sadık hizmet edenlerin en ağır haksızlıklarla imtihan edildiği acı sahnelere de şahitlik etti.
Yıllarca devletin gizli kalmış reflekslerini korumuş bir ismin, kendi ülkesinin adalet çarkları arasında, karanlık kumpasların ve tecrit duvarlarının ardında bırakılışı;
Bu milletin hafızasında kapanmayan bir yara olarak duruyor.
Silivri'nin soğuk duvarları arasında, mahkeme salonlarında yankılanan o isyan cümleleri, sadece bir bireyin hayal kırıklığı değil, adanmış bir ömrün gördüğü vefasızlığa karşı duyduğu derin ıstıraptı.
Normal şartlarda demir gibi bir iradeye sahip bir saha adamının, o tecrit ortamında şüpheli bir şekilde hayata veda edişi, adalet duygumuzu her daim sorgulatan kara bir leke olarak kaldı.
Unutmamak ve Ders Çıkarmak
Bugün bu topraklar üzerinde huzurla nefes alabiliyorsak, adını dahi bilmediğimiz coğrafyalarda canını dişine takan o kahramanların payı büyüktür.
Onları unutmak, tarihin en kıymetli pusulasını kaybetmek demektir.
Vatan sevgisini lafta değil, ömrünün her saniyesinde eyleme dökenleri hatırlamak; sadece bir vefa borcu değil, yarınlarımıza sahip çıkmanın da en temel şartıdır.
Bu ülkenin gizli kahramanlarına minnetle... Ruhu şad olsun.