Büyük Şeytan Küçük Şeytan Her İkiside Akan Akıtmaya Devam Ediyor...
Dünya bugün, adaletin değil, arsızlığın ve fütursuzluğun hüküm sürdüğü bir sahneye dönüştü.
Gazze’den yükselen feryatlar göğü titretirken, bir yanda "kudurmuşcasına" saldıran bir zihniyet, diğer yanda ise bu vahşeti "stratejik bir satranç" gibi izleyen küresel güçler...
Modern dünya, teknolojiyle donanmış ama ruhunu kaybetmiş bir dev gibi, masumların kanı üzerinden ikbal devşiriyor.
Bir "Bağımlı Sarhoş Komşu" Meselesi
Siz hiç kapı komşusu sarhoş, elinde meşale olan bir adamın mahallesinde rahat uyuyabilir misiniz?
Bugün Ortadoğu’nun ve İslam coğrafyasının durumu tam olarak budur.
Arkasına devasa güçleri alan, uluslararası hukuku hiçe sayan bir yapı, komşularının üzerine ateş salarken; bizler "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" demenin bedelini, aslında kendi geleceğimizi kaybederek ödüyoruz.
Ecdadın adaletle, vakarla ve emniyetle mühürlediği o topraklarda şimdi şeytanın bombaları patlıyor.
Biz ise ekranların başında, tarihin en büyük trajedisini bir dizi izler gibi seyrediyoruz. Oysa o topraklar sadece birer coğrafi bölge değil, bizim izzetimizdi.
"Elimizle, Dilimizle, Kalbimizle..." Peki Neredeyiz?
Peygamber Efendimiz (sav), bir kötülük gördüğümüzde onu elimizle düzeltmeyi, gücümüz yetmiyorsa dilimizle müdahale etmeyi, o da olmuyorsa kalbimizle buğzetmeyi emreder.
Ve ekler: "Bu ise imanın en zayıf mertebesidir."
Bugün bizler, imanın o en zayıf noktasında, kalbi bir sızının ötesine geçememenin ağırlığı altındayız.
Yeni seferler, yeni yardım konvoyları planlanıyor; gönüller o kervanlara katılmak için can atıyor ama prangalarımız bizi yerimize çiviliyor.
"Fırsat bulamamak" mazereti, yarın "ukba" (ahiret) meydanında kurulacak o büyük mahkemede bizi kurtarmaya yetecek mi?
Seyirci Kalmanın Vebali
Gazze'de her saniye bir sınav veriliyor.
Bu sınav sadece oradaki mazlumların değil, tüm insanlığın ve özellikle bizlerin sınavıdır.
Yarın huzur-u ilahide "Neden sustun?" sorusu sorulduğunda, "Şartlar müsait değildi" cevabının hükmü ne olur?
Dünya, sapıkların ve sarhoşların adaletine kaldıysa, bu durum onların gücünden değil, haklıların dağınıklığından ve suskunluğundandır.
Rabbimizden dileğimiz; bizlere sadece üzülen bir kalp değil, zulmü durduracak bir irade, dağılmış saflarımızı birleştirecek bir basiret ve mazluma el uzatacak gerçek fırsatlar nasip etmesidir.
Çünkü unutmayalım ki; “Zulme rıza göstermek de zulümdür”.