Birlik, Ahlak ve Liderin Arkasında Kenetlenme Vakti

Bayram Uzunoğlu

Türkiye, tarihi boyunca her şahlanış döneminde hem dış tehditlerle hem de ne yazık ki içerideki nankörlük, gaflet ve ihanet odaklarıyla mücadele etmek zorunda kalmıştır. Ülkesinin büyümesini, gelişmesini ve bağımsızlaşmasını hazmedemeyen çevreler, ellerindeki imkanları ve sosyal medyanın karalama gücünü kullanarak yapılan tüm hizmetleri gölgelemeye çalışmaktadır.
Halk arasında çokça söylenen "elma içeriden çürür" sözü, bugün karşılaştığımız tehlikeleri ve içimizdeki sabotajist zihniyeti en net şekilde özetlemektedir.
Bu kurdun temizlenmediği, bu zihniyetin bertaraf edilmediği bir yapının kalıcı bir huzur ve refaha kavuşması imkansızdır.
Tarihimize baktığımızda büyük zaferlerin ve kalkınmaların arkasında yatan en temel gücün yüksek ahlak, adalet ve diğerkâmlık olduğunu görürüz.
Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul’u fethetmeden önceki o muazzam basireti, sadece askeri bir deha değil, toplumsal ahlakın en üstün örneğidir.
Halka inip tebdil-i kıyafet alışveriş yapan Fatih, bir esnaftan şeker aldıktan sonra, "Ben rızkımı kazandım, komşum henüz satış yapmadı, diğer ihtiyacınızı da ondan alın" diyen o erdemli esnaflar silsilesiyle karşılaşmıştır.
O günün esnafı "hep bana" dememiş, komşusunun rızkını kendi rızkından önde tutmuştur.
Bugüne geldiğimizde ise ne yazık ki bu yüce değerlerden uzaklaşıldığını, bencilliğin ve menfaatperestliğin tırmandığını büyük bir üzüntüyle müşahede ediyoruz. Hatırlayınız; tonlarca domatesin, patatesin veya karpuzun sırf algı operasyonları ve "satamıyoruz" propagandası yapmak uğruna kamyonlarla çöpe döküldüğü sahneleri bu millet gördü.
Bu milletin emeğini, ekmeğini ve alın terini dış güçlerin emellerine alet eden bu vicdansızlık, açık bir ihanettir.
Ülkemiz yıllardır terör örgütleriyle ve içimizdeki gizli maşalarıyla amansız bir mücadele vermektedir;
Bu işlerin anında çözülmesi ve gözünün yaşına bakılmaması, bu prangaların sökülüp atılması şarttır.
İşte bu çetin yolda hedefe ulaşmanın en temel şartı, iç cepheyi sağlam tutmaktır. Tarih sayfalarına altın harflerle yazılmış zaferler, milletin ve yöneticilerin arasındaki kopmaz bağ, sarsılmaz sadakat ve kararlılıkla kazanılmıştır.
Osmanlı’yı dünya sahnesinde bir cihan imparatorluğuna dönüştüren en büyük sır, milletin devletine ve liderine duyduğu güven, gösterdiği o çelikten iradedir. Ecdadımız, en zorlu dönemeçlerde dahi birbirine sırtını dayayarak, liderlerinin arkasında dimdik durarak çağ açıp çağ kapamıştır.
Bugün de ülkemiz, içeriden ve dışarıdan yürütülen pek çok kuşatma ve yıpratma çabasıyla karşı karşıyadır.
Tam da bu kritik eşikte, yöneticilerimizin arkasında dağ gibi durmak, sadece bir siyasi tercih değil, milli bir sorumluluktur.
Ecdadımızın gösterdiği o kararlılık ve dirayet bugünkü rehberimiz olmalıdır.
Biz yöneticilerimizin arkasında dik durdukça, içerideki fitne odaklarına en büyük cevabı vermiş olacağız.
Unutmayalım ki, iç cepheyi güçlü tutan milletler her fırtınayı atlatır.
Gün, şahsi çıkarları bir kenara bırakıp "Türkiye" ortak paydasında birleşme, liderimizle ve devletimizle omuz omuza yürüme günüdür.
Osmanlı'daki atalarımızın gösterdiği o sarsılmaz kararlılıkla, darısı bizim başımıza; Daha büyük şahlanışlara ve çağ açan zaferlere!