Bir Yumurtanın 350 Bin Liralık Faturası!...

Bayram Uzunoğlu

Motorunuza atlayıp sabahın serinliğinde yola koyulmak, rüzgârı göğüsleyerek memlekete doğru süzülmek...
Motosiklet tutkunları bilir, o yolculuğun tınısı başkadır.
Niyet basittir; özlenen toprakların havasını solumak, sıla kokan bir masada demli bir çay eşliğinde kahvaltı yapmak.
Samsun’dan yola çıkıp Samsun Havza-Konya’ya uzanan o rotada, köprü altındaki mütevazı görünen "Hasret Lokantası" tam da bu masum niyetin kurban edildiği adres olmuş.
Hani derler ya, "İnsanın hasretini bir anda söndürdü" diye; maalesef bu kez hasret değil, cüzdanlar ve umutlar kökünden söndürülmüş.
Masaya gelen tablonun özeti adeta bir trajikomedi: Bir adet haşlanmış yumurta, yarım domates, yarım salatalık, minicik bir tereyağı-reçel ikilisi ve sadece dört adet zeytin. Adı kahvaltı ama kendisi "lütuftan" öteye gitmeyen bu tabak, ne yazık ki kasaya gelindiğinde bir servete dönüşüveriyor: 350.000 lira.
"Ben buralıyım, param memleketime kalsın" düşüncesiyle masumca uzatılan el, karşısında ne bir vefa ne de bir vicdan buluyor.
"Memleket hasreti" bir anda "memleketten soğuma" seansına evriliyor.
İşin matematiği bile bu vicdansızlığın boyutunu gözler önüne sermeye yetmiyor.
Yol üstü bir tesiste tuvalet için alınan 10 liralık ücretle o 350 bin liralık hesabı kıyaslayın.
Bir insanın o hesabı ödeyebilmesi için tuvaleti 35 bin kez kullanması gerekiyor!
Hangi mantık, hangi vicdan, hangi insaf ölçüsü yarım domatesle bir yumurtayı bu astronomik rakamla buluşturabilir?
Burada asıl mesele sadece bir lokantanın fahiş fiyatı değil; denetimsizliğin, "nasıl olsa bir kere geçiyor" zihniyetinin ve yerel esnaf ahlakının aldığı darbedir.
İnsanlar memleketlerine yabancılaşırken, bu tür fırsatçılar da sıla sevgisini adeta bir ticari ranta çeviriyor.
Yol üstü durakları, seyahat eden insanları "yolunacak kaz" olarak gören bu zihniyete karşı ses çıkarmak artık bir vatandaşlık görevidir.
Bu satırlar, sadece bir motosiklet tutkununun yolda yaşadığı bireysel bir mağduriyetin hikayesi değildir.
Bu, Türkiye'nin dört bir yanında seyahat eden milyonlarca insanın ortak çığlığıdır. Buradan, Havza’nın mülki idare amirlerine, belediye başkanına ve ilgili tüm denetim mekanizmalarına açık bir çağrıdır;
Memleketin adını lekeleyen, gelen misafiri ve kendi insanını haksız kazançla mağdur eden bu gibi işletmelere karşı göz yumulmamalıdır.
Bir haşlanmış yumurtanın 350 bin lira olduğu bir düzen, adalet duygusunu da o masada bırakıp gider.
Bir Bardak Çay, 50 Lira ve Kaybolan Ahilik Ruhu, "Sanki Benzin Veriyorlar!"
Anadolu’nun kadim şehirlerinden birindesiniz;
Çorum’un o kendine has havası, tarihi sokakları... Yorgunluk kahvesi ya da yorgunluk çayı içmek için bir mekâna oturuveriyorsunuz.
Bütün günün yorgunluğunu atmak, iki kelam etmek en doğal hakkınız.
Garson masaya çayı bırakıyor, neşeyle yudumluyorsunuz.
Sonra hesap vakti geliyor ve garsonun uzadığı rakamla buz kesiyorsunuz;
Bir bardak çaya 50 lira!
İnsanın refleks olarak içi cız ediyor, aklından o haklı isyan geçiyor: “Sanki bir litre benzin veriyorlar!”
Hakikaten öyle değil mi?
Alt tarafı sıcak su ve biraz kuru çay.
Bir kilogram kuru çaydan yüzlerce bardak çay demlendiği, maliyetin kuruşlarla ifade edildiği bir ülkede, bir bardak çaya benzin fiyatı biçmek hangi vicdana, hangi ticaret ahlakına sığar?
Çay bu topraklarda sadece bir içecek değildir; dostluğun, muhabbetin, misafirperverliğin ve paylaşımla gelen huzurun simgesidir.
Ne zamandan beri bu kadar masum bir kültür, fırsatçıların elinde soygun aracı haline geldi?
Esnaf demek; sabah dükkanını "Bismillah" diyerek açan, komşusunun hakkını gözeten, gelene geçene müşteri değil misafir gözüyle bakan Ahilik geleneğinin temsilcisi demektir.
Bugün maalesef bu köklü gelenek yerini, günü kurtarma derdindeki acımasız bir ranta bırakmış durumda.
Bir bardak çayın maliyeti belliyken, üzerine katbekat, hatta akıl almaz kâr marjları koymak ticaret değil, açıkça vicdansızlıktır.
İnsanlar seyahat ederken, memleketlerini ziyaret ederken ya da sadece günlük yaşamda dinlenmek isterken bu tür haksızlıklarla karşılaşmaktan yoruldu. Şehirlerimizin mülki idarecilerine, belediyelerine ve ilgili tüm denetim mekanizmalarına buradan bir kez daha seslenmek gerekiyor;
Bu başıboşluğa, bu insafsız fiyat artışlarına artık bir "dur" deyin!
Çay bahçelerinde, lokantalarda, yol üstü tesislerinde denetimler artırılmalı; esnaf kisvesi altında vatandaşın cebine göz diken bu fırsatçılığa geçit verilmemelidir. Unutulmasın ki, bir şehrin misafirperverliği o şehrin esnafıyla ölçülür.
Bir bardak çayla insanları soğutmak, o memleketin adına sürülen en büyük lekedir.
Sıla hasretimiz fahiş hesaplara kurban edilmesin;
Bu vicdansızlığa artık bir "dur" denilsin.
Çayımızın demine, muhabbetimizin neşesine kıymayın!