Doğa Olayları Kader Değil, Bilimsizliğin Sonucudur!
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odasından yapılan açıklamada; Türkiye'de son haftalarda iklim krizinin de etkisiyle normalin çok üzerinde yağış rekorlarına sahne olmaktadır.
Türkiye, son haftalarda iklim krizinin de etkisiyle normalin çok üzerinde yağış rekorlarına sahne olmaktadır. Antalya’da son 40 günde, geçtiğimiz yılın toplamı kadar yağış düşmüş; Aydın, Manisa ve Muğla’da onlarca noktada heyelanlar meydana gelmiş, İzmir gibi metropollerin merkezinde selden dolayı birçok konut ve iş yeri ile Edirne’de tarım arazilerimiz ve yerleşim alanlarımız sular altında kalmıştır. Ancak yaşanan bu tabloyu sadece "aşırı yağış" ile açıklamak, sorumluluktan kaçmaktır.
Kurumlara Uyarı, Bilimden ve Mühendislikten Ödün Vermeyin!
Yaşanan su baskınları ve toprak kaymaları, yerel yönetimlerin ve ilgili kamu kurumlarının "afet sakınım planları" konusundaki zafiyetini bir kez daha kanıtlamıştır. Islah adı altında beton kanallara hapsedilen veya yapılaşmaya açılan dere yatakları, doğanın kendi yolunu bulmasıyla felakete davetiye çıkarmaktadır. Şehirlerimizin betonlaşma oranı arttıkça, toprağın suyu emme kapasitesi yok edilmiş, yetersiz drenaj sistemleri nedeniyle caddelerimiz nehre dönüşmüştür.
Jeoloji Mühendisliğinin Hayati Önemi:
Afetlerle mücadelenin ilk adımı kâğıt üzerinde değil, yerinde doğru araştırma, uygulama ve denetimle başlar.
***Zemin Etüdü ve Mikro bölgeleme: Jeoloji mühendisliği hizmetleri, sadece bir imza prosedürü değildir. Heyelan riskli alanların belirlenmesi, zemin yapısına uygun yerleşim kararlarının alınması hayati önem taşır.
***Havza Yönetimi: Sel ve taşkınlarla mücadele, sadece şehir merkezinde değil, havza bazlı jeolojik, hidrojeolojik ve jeomorfolojik analizlerle yapılmalıdır. Jeoloji Mühendisliğini bu alanlarını önemini hala kavramayan, dışarda bırakıp bu bilimi görmezden gelen her planlama, gelecekte yeni felaketlerin habercisidir.
Acil Çağrımızdır!
Buradan tüm yetkililere sesleniyoruz;
1-Fay Yasası ve Afet Yasası: Jeolojik verileri temel alan yasal düzenlemeler derhal hayata geçirilmelidir.
2-Denetim: İmar planları hazırlanırken jeolojik-jeoteknik etüt raporları titizlikle incelenmeli ve liyakatli denetim mekanizmaları kurulmalıdır.
3-Riskli Alanların Tahliyesi: Heyelan ve taşkın riski yüksek olan bölgelerdeki yerleşim birimleri, rant kaygısı gütmeden güvenli alanlara taşınmalıdır.
Sonuç olarak; doğa olaylarını felakete dönüştüren "doğa" değil, bilimi ve mühendisliği yok sayan "insan" kararlarıdır. Jeoloji mühendisleri olarak; güvenli ve dirençli kentler için bilimin rehberliğinde her türlü iş birliğine hazır olduğumuzu, ancak ihmallerin de takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz.