İçinden geçtiğimiz süreç, bölgesel güvenlik mimarisinin kökten değiştiği tarihi bir eşiğe işaret ediyor.
Artık kurallar değişti; Riyad’a yöneltilen her füze, atılan her tehdit sadece Suudi Arabistan’ı değil, doğrudan Türkiye ve Pakistan’ı da karşısında bulacak.
Bu yeni jeopolitik denklem, yalnızca Körfez’in değil, tüm coğrafyanın güvenliği için yeni bir milattır.
Dörtlü Komite ve İç Bölünmelerin Gölgesinde Yemen
Yemen, yıllardır küresel aktörlerin elinde diplomatik bir oyuncağa ve "kontrollü kaos" laboratuvarına dönüştü.
ABD ve İngiltere’nin başını çektiği Dörtlü Komite’nin sahadaki müdahaleleri, meşru hükümetin zaferini sürekli engelledi.
Öte yandan BAE’nin Aden merkezli hamleleri ülkeyi içeriden parçalayarak bu tabloyu derinleştirdi ve bu durum en çok Husilere yaradı.
Ancak Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması, bu çözümsüzlük düğümünü kökten çözecek sarsılmaz bir güç dengesini sahaya indirdi.
Üye ülkelerden birine yapılacak saldırıyı hepsine yapılmış sayan bu kolektif savunma paktı, Tahran’ın vekil savaşları üzerinden yürüttüğü baskı stratejisini doğrudan boşa çıkardı.
Husilerin Önündeki Üç Zorlu Senaryo
Husiler, geçmişteki dönemsel krizlerdeki ezberleriyle hareket edebileceklerini, eski hamleleriyle istediklerini alabileceklerini zannediyorlar.
Oysa Suudi Arabistan’ın petrol rafinerisini bombalamakla tehdit etmek ya da buna kalkışmak askeri bir başarı değil; doğrudan kendi ölüm fermanını imzalamaktan ve akılsızca bir intihar girişiminden başka bir anlam taşımıyor.
Bugün Husiler için kantarın topuzu kaçmıştır.
Bölgedeki manevra alanları daralmış, ellerindeki kozlar erimiştir. Karşılarında buldukları güç çok nettir; Üçlü ittifakın entegre istihbarat ve askeri kapasitesi.
Bu tablo karşısında Husilerin önünde artık üç zorlu çıkmaz sokak bulunuyor:
1-Yıkıcı Risk (Açık Savaş): Suudi altyapısına saldırarak üçlü ittifakın yıkıcı askeri gücüyle yüzleşmek. Lojistik ve silah hatları daralan bir yapı için bu tercih, tüm kazanımların kaybı anlamına gelecektir.
2-Vekalet Taktiği (Örtülü Eylemler): Konvansiyonel savaştan kaçınarak kaçak gruplar veya küçük hücreler üzerinden sabotajlara yönelmek. Ancak üç ülkenin ortak istihbarat ve güvenlik kapasitesi karşısında bu yöntem de misillemelerden kaçmaya yetmeyecektir.
3-İç Cepheye Yönelmek (Kendi Sonu): Suudi Arabistan'ı hedef almayı kesip tüm gücü Yemen ulusal ordusuna ve meşru hükümete çevirmek. Bu tercih, İran'a bölgesel bir koz sağlamayacağı gibi, Yemen içindeki tüm meşru güçlerin birleşmesine yol açacak ve darbeci yapının çöküşünü hızlandıracaktır.
Yeni Bir İrade, Yeni Bir Gelecek
Hangi yolu seçerlerse seçsinler, Riyad’ın sırtındaki füze baskısının hafiflemesi ve meşru yönetimin arkasına aldığı bu güçlü destek, Yemen halkına devletini yeniden kurma adına tarihi bir fırsat penceresi aralıyor.
Husilerin atacağı her yanlış adım, kendi sonlarını hızlandıran bir bumerang gibi dönecektir.
Yemen’in kaderi gözlerimizin önünde değişiyor.
Mekke Anlaşması, yalnızca bir güvenlik paktı değil; yıllardır zulüm gören mazlum Yemen halkının kendi devletini, huzurunu ve geleceğini yeniden inşa etmesi için şimdi en büyük güvencedir.