Fon krizindeki "al-kaç" mantığını, insanların gözünü para hırsının bürümesini ve bile bile lades demelerini konuşurken, işin en can alıcı ve ikiyüzlü noktasına varıyoruz: Peki, devleti yönetenler bu zihniyetin neresinde duruyor?
Eğer mesele insanları kısa yoldan zengin olma hayaliyle uyutmamak, onları çalışmadan, ter akıtmadan "bir koyup on alma" sevdasına alıştırmamaksa, aynamızı biraz da kamu eliyle yürütülen sistemlere çevirmemiz gerekir.
Devlet eliyle düzenlenen milli piyangolar, at yarışları, sayısal loto çekilişleri ve her köşede biten iddia bayileri...
Bunlar tam olarak nedir?
Piyango Masası ve Devletin Çelişkisi
Halkına "Çalışın, üretin, alın teri dökün" öğüdü veren mekanizmaların, diğer yandan her hafta milyonda bir ihtimallerle "Bir biletle hayatınız kurtulsun, zengin olun" hayali pazarlaması devasa bir çelişkidir.
Toto, loto, şans oyunları...
Bunların temeli de aslında birer "akılsız risk" ve "umut tacirliği"dir.
Aradaki tek resmi fark, birinin tabelasının yasal ve devlet onaylı, diğerinin ise sığ fon kılıfına bürünmüş birer borsa manipülasyonu olmasıdır.
Mantık ise tamamen aynıdır;
Düşük ihtimalle büyük vurgun yapmak, zahmetsizce köşeyi dönmek.
Devlet, bir yandan toplumun finansal okuryazarlığını artırmaktan, insanları üretime ve uzun vadeli yatırıma teşvik etmekten bahsederken; diğer yandan bütçe açığını kapamak veya gelir elde etmek için eliyle bu kumarları teşvik edemez.
İnsanları "kolay para" ve "şans" kültürüyle besleyip, ardından fon krizinde batınca "Aman efendim neden araştırmadınız, neden risk aldınız?" diye suçlamak mesuliyeti üzerinden atmaktır.
Kapanın Kendisi Neden Orada?
Eğer bir toplumda "bedava peynir sadece kapanlarda olur" diyorsak, o kapanların sokak ortasında, ekranlarda, devlet garantisi ya da izniyle kuruluyor olmasına da itiraz etmeliyiz.
İnsanları gerçeklerle yüzleştirmek istiyorsak, önce hayal satma endüstrisini kısıtlamamız gerekir. Topluma haftada bir gün "Zengin olma umudu" enjekte edip, ertesi gün "Neden bu kadar açgözlüsünüz?" demek adil değildir.
Toplumun zihnini "çalışmadan kazanma" fikriyle zehirleyen her türlü mekanizma -adı ister milli piyango olsun ister denetimsiz sığ fonlar- aslında aynı gayya kuyusunun farklı versiyonlarıdır.
Gerçekçilik ve Sorumluluk
Elbette bireyler olarak bizim de bir sorumluluğumuz var.
Kimse kimsenin eline silah dayayıp "Git bu fona paranı yatır" veya "Tüm maaşını şans oyununa ver" demiyor.
Bireysel irade, akıl ve sorgulama yetisi her zaman esastır.
İnsanlar rasyonel olmak, riskin adını koymak ve "kolay yoldan köşe olma" tuzağından uzak durmak zorundadır.
Ancak bu gerçek, devletin veya sistemin kurucularının sorumluluğunu sıfırlamaz.
Gerçek bir adalet ve kalkınma istiyorsak; önce bu toplumun "kolay para" hayalleriyle uyutulmasına, rüyalar satılarak gerçeklerden koparılmasına rıza gösterilmemelidir. Kapanı ortadan kaldırmadan, o kapana sıkışan fareyi suçlamak kolaycı bir savunmadır.
Toplumu ayağa kaldırmak, ekrana değil alın terine inandırmak istiyorsak; önce devletin elindeki o kumar masalarını kaldırmakla, gerçeğin ve adaletin timsali olmakla başlamalıyız.