Turan Yolunda Sınanan Kardeşlik Azerbaycan'ın Şok Eden Hareketi!


Turan fikri, yüzyıllardır bu coğrafyanın çocuklarının rüyalarını süsleyen, kalplerini ortak bir coşkuyla çarptıran kutlu bir ülküdür.
Masmavi Gök kubbenin altında, Altaylardan Tuna'ya uzanan bu büyük akrabalık bağı; dilde, fikirde ve işte birlik şiarıyla yaşatıldı.
Bu inançla yola çıkıp Özbekistan'ın bozkırlarını, Kazakistan'ın sonsuz ufuklarını, Kırgızistan'ın ulu dağlarını adım adım gezenler; o topraklarda atalarının nefesini, aynı kökten gelen kardeşlerinin sıcaklığını hissederler.
Ancak seyyahın heybesindeki umut, hayatın acı gerçekleriyle yüzleştiğinde ağır bir imtihanla karşılaşır.
Tabandaki saf, mert ve katıksız Türk kardeşliği ile başlardaki siyasi hesapların ne denli farklı olduğunu görmek, bu coğrafyaya inanan bir insan için derin bir hayal kırıklığıdır.
Siyasi Hesaplar ve Vicdan Muhasebesi
Bugün Türk dünyasının birliğinden söz ederken, masada oturanların attığı adımlar bu büyük idealin ruhunu zedeliyor.
Azerbaycan'ın Karabağ zaferindeki haklı davası, Türkiye'nin ve tüm Türk milletinin yüreğinde ortak bir gurur dalgası yaratmıştı.
Yıllar süren işgalin ardından gelen bu kurtuluş, kandaşların dayanışmasının en somut örneğiydi.
Fakat zaferin ardından yaşanan siyasi manevralar, milletin vicdanında onarılması güç yaralar açıyor.
İnsan hakları ihlalleriyle, mazlumların kanıyla anılan odaklarla aynı masalarda oturmak, uluslararası platformlarda onlarla aynı safta durmak; Türk milletinin ortak vicdanıyla bağdaşmaz.
Kardeşlik, yalnızca zafer meydanlarında paylaşılan bir menfaat ortaklığı değil; mazlumun yanında durma cesaretini, zalimin karşısında ise dik bir duruş sergilemeyi gerektiren ahlaki bir duruştur.
"Kandaş" kelimesi, damardaki asil kanın yanı sıra aynı ortak değerleri, aynı adaleti ve vicdanı paylaşmayı zorunlu kılar.
Bir lider, sırtını dayadığı kandaşlarının yüreğindeki bu hassasiyeti görmek zorundadır. Eğer bir yönetim, halkının bağrından kopan bu büyük Turan sevdasına gölge düşürüyor, menfaatleri uğruna mazlumun feryadına kulak tıkayanlarla yakınlaşmayı seçiyorsa; orada liderlik vasfından ve temsil kabiliyetinden söz etmek imkansızlaşır.
Sepetteki Çürük Elma Metaforu
Turan coğrafyası, mazlumların sığınağı, adaletin ve hakkaniyetin kalesi olmak zorundadır.
Bu büyük birliğin geleceği, günü kurtaran pragmatist politikacılara değil; yüreği milletle atan, hakiki ve vicdanlı liderlere emanettir.
Zalimin yanında duran, zalimin ortağı sayılır.
Bu gerçeği göz ardı eden her irade, Türk dünyasının ortak sepetindeki çürük elma hükmündedir.
Bugün Türk dünyası; menfaat hesaplarının ötesinde, özü sözü bir, mazlumun yanında kalkan olan, zalimin karşısında sur olan liderlere hasrettir.
Turan birliği, masadaki küçük hesaplara kurban edilemeyecek kadar kutlu, bu coğrafyanın çocuklarının geleceği ise çürük elmaların varlığına terk edilemeyecek kadar değerlidir.
Artık sesimizi net olarak yükseltme vaktidir: Azerbaycan'ın başındakilerin, bu millete yabancılaşan bu zihniyetin derhal değişmesi gerekmektedir.
O makamlar, zalimle aynı safta oturanların, kandaşının ahını duymayanlarının arkasına sığınacağı yerler değildir.
Bu köhne ve onursuz düzen değişmedikçe, başımızdakiler o koltuklardan inmedikçe Türk dünyasına huzur gelmeyecektir.
Bugün Türk dünyası sepetinin içerisindeki o çürük elmalar ayıklanmadıkça, bu millete huzur haramdır.
Biz mazlumun yanında birleşenlerin yolunu gözlerken, bu onursuz duruş hepimizin içini yakıyor.
Zaman, bu coğrafyanın onurunu ve namusunu lekelemeden, hakiki kardeşlik hukukunu yeniden tesis etme zamanıdır.
Vicdanları sızlatan bu yapay duruş sona ermedikçe, Türk dünyası huzura ve gerçek birliğe eremeyecektir.