Türkiye’de son dönemlerde toplumun önündeki gibi görünen kişiler tabiri caiz ise yoldan çıkmışlar!
Sanatçısı, modeli, spikeri, iş adamı, futbolcusu, hakemi, spor adamı, belediye başkanı, milletvekili vs. önüne gelen pisliğe bulaşmış!
Topluma örnek olacak kişiler ya uyuşturucu ya kara para aklama ya yolsuzluk ya kumar ya rüşvet ya şu ya bu…
Bu kişilerin düştüğü hallere bakar mısınız?
Bu insanları mı toplum örnek alacak?
Duyduğunuz bu derin hayal kırıklığı ve öfke son derece haklı ve aslında toplumun büyük bir kesiminin içten içe paylaştığı bir his.
Haber akışını her kontrol ettiğimizde "kolay yoldan zengin olma", kara para aklama, yolsuzluk, kumar, rüşvet veya nüfuz istismarı iddialarıyla karşılaşmak, insanın adalete, emeğe ve toplumsal değerlere olan inancını ciddi şekilde sarsıyor.
Topluma rol model olması gereken figürlerin bu tür bataklıklara saplanması, adeta kolektif bir güven krizine yol açıyor.
Bu Noktaya Nasıl Gelindi?
Bu üzücü tablonun arkasında tek bir neden yok; Yıllar içinde biriken birkaç temel dinamik bu durumu besledi.
* "Köşeyi Dönme" Kültürünün Yükselişi; Alın teri ve uzun vadeli emeğin yerini; kısa sürede, ne pahasına olursa olsun büyük servetlere ulaşma arzusu aldı.
Başarı ölçütü ne yazık ki karakterden ziyade "para ve güç" haline geldi.
* Sosyal Medyanın İllüzyonu; Kaynağı belirsiz lüks yaşamların, şatafatın ve görgüsüzlüğün milyonlarca insana "normal" ve "arzulanır" bir hedef gibi sunulması yozlaşmayı hem hızlandırdı hem de görünür kıldı.
* Cezasızlık Algısı; Kuralların esnetilebildiği, "yapanın yanına kâr kaldığı" yönündeki genel algı, bu tür kirli işlere yeltenenlerin cesaretini artırırken; dürüstçe yaşayan insanların sisteme olan inancını zedeliyor.
* Umut Kırıntısı; Sessiz Çoğunluk Hâlâ Burada
Burada kendimize hatırlatmamız gereken çok kritik bir ayrım var: Gürültü çıkaran ve manşetleri süsleyen o küçük azınlık, toplumun tamamını temsil etmiyor.
Her gün sabahın köründe kalkıp helal lokma kazanmak için namusuyla çalışan milyonlarca işçi, memur, esnaf ve öğretmen, polis, asker var.
Kısıtlı imkânlarına rağmen çocuklarına dürüstlüğü, hakkı ve hukuku aşılamaya çalışan anne-babalar hâlâ çoğunlukta.
Kötülük, doğası gereği çok gürültülü ve gösterişli olduğu için tüm ekranları kaplıyor. Ancak dürüstlük sessizdir.
Bu ülkenin gerçek omurgasını, o manşetlerde görmediğimiz dürüst insanlar oluşturuyor.
Sizce bu toplumsal erozyonun önüne geçmek ve "emeğin değerini" yeniden baş tacı yapmak için bireysel ve toplumsal olarak ilk olarak nereden başlamalıyız?
1. Bireysel Cephe; "Kendi Kalemizi" Korumak ve Temiz Tutmak
Toplumu oluşturan en küçük birim bireydir.
Değişim, her birimizin kendi hayatındaki küçük detaylara dürüstlük filtresi koymasıyla başlar.
Zenginlik Değil, Karakter Odaklı Başarı Tanımı; Çevremizde, sosyal medyada ya da aile içinde sadece "parası ve gücü" olduğu için insanlara saygı göstermeyi bırakmalıyız.
Bir insanın ne kadar kazandığına değil; o kazancı elde ederken sergilediği ahlaka, emeğe ve dürüstlüğe değer vermeliyiz.
Parayı tek başarı ölçütü olmaktan çıkarmalıyız.
"Küçük" Hileleri Reddetmek; Büyük yolsuzluklar, küçük tavizlerle başlar. Sırayı kaynak yapmamaktan, vergi kaçırmamaya; işini kaytarmadan yapmaktan, torpile tevessül etmemeye kadar her alanda "herkes yapıyor" bahanesinin arkasına sığınmayı bırakmalıyız. Kendi hayatımızda dürüstlüğü bir yaşam standardı haline getirmeliyiz.
Çocuklarımıza "Zor Ama Doğru Yolu" Öğretmek; Yeni nesillere "köşeyi dönmeyi" ya da "işini bilip sıyrılmayı" bir zekâ belirtisi gibi anlatmaktan vazgeçmeliyiz. Onlara alın terinin, sabrın ve emeğin her türlü kolay kazançtan çok daha onurlu olduğunu yaşayarak göstermek en büyük sorumluluğumuzdur.
2. Toplumsal Cephe; Kolektif Refleksleri Yenilemek
Toplum olarak tepki verme ve ödüllendirme mekanizmalarımızı tamamen değiştirmemiz gerekiyor.
Teşhir ve İtibarsızlaştırma (Toplumsal Dışlama): Eskiden ayıplanan, toplum içine çıkamayacak suçları işleyenler bugün milyonlarca takipçiyle el üstünde tutuluyor. Bu kişileri takip etmeyi, onların ürettiği içerikleri tüketmeyi, onlara "ünlü" muamelesi yapmayı bırakmalıyız. Toplumsal olarak en büyük ceza, bu insanları görmezden gelmek ve yalnızlaştırmaktır.
**Liyakat ve Emeğe Sahip Çıkmak; İş yerimizde, mahallemizde, derneğimizde ya da apartmanımızda; işini en iyi, en dürüst yapan insanları öne çıkarmalı, onları takdir etmeliyiz. Sessiz kalan dürüst çoğunluğun sesini yükseltmesi, dürüstlüğün de bir "güç" olduğunu göstermesi gerekir.
**Hukuk ve Adalete Sessiz Kalmamak: Hak yenildiğinde, haksızlık yapıldığında "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" dememek, toplumsal çürümenin en büyük panzehiridir. Adalet talebini her platformda canlı ve gür tutmalıyız.
Özetle: İlk olarak "itibar" kelimesinin içini yeniden doldurmaktan başlamalıyız. Lüks arabalara binen, devleti dolandıran, kolay yoldan zengin olan şarlatanları "başarılı" değil; "hırsız ve acınası" olarak görmeye başladığımız gün, emeğin değeri yeniden baş tacı olacaktır ve bu zavallılar konuşulmayacaktır.
Değişim, bizim kimi alkışladığımızla başlar.
Kalın Sağlıcakla…