NATO Zirvesinde Türk Devlet Aklı


Bugün, kendi sınırlarının ve gölgesinin büyüklüğünden bihaber, aynaya her baktığında sadece bugünü görenlerin ıskaladığı çok temel bir hakikat var;
Biz, yüz yıllık bir takvim yaprağına sığdırılacak bir devlet değiliz.
Kökleri Avrasya bozkırlarında, milattan önce 3000’li yıllara kadar uzanan, beş bin yılı aşkın bir devlet aklı ve devamlılık şuurunun bugünkü sancaktarıyız.
Tarih sahnesinde nice hanedanlar kurmuş, kıtaları bir potada eritmiş köklü ve asil bir milletin evlatlarıyız.
Ne var ki, içimizdeki bir kısım gaflet ehli bu muazzam derinliğin farkında değilken; yabancılar, bizim tarihimizi ve o tarihin bugüne bıraktığı mirası bizden çok daha iyi analiz ediyorlar.
Bugün dünya liderlerinin, ABD başkanlarının ya da küresel güç odaklarının Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a olan yaklaşımını, ilgisini ve sergiledikleri o örtülü saygıyı basbayağı bir diplomatik nezaket sananlar yanılıyor. Batı dünyası ve küresel akıl, Erdoğan’a baktığında sadece modern bir Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı görmüyor.
Onlar, o figürün arkasındaki devasa gölgeyi okuyorlar.
Yabancı devletlerin o derin hafızası; bu duruşta İstanbul’un surlarını yıkan Fatih Sultan Mehmet Han’ın kararlılığını, Doğu’ya ve Batı’ya yön veren Yavuz Sultan Selim’in celadetini, adaletiyle dünyaya nizam veren Kanuni’nin vizyonunu ve düşmanın üzerine bir şimşek gibi çakan Yıldırım Bayezid’in cesaretini görüyor.
Onlar, bu milletin genetiğindeki o "devlet-i ebed müddet" (sonsuza kadar yaşayacak devlet) fikrinin yeniden canlanmasından, o tarihî uyanıştan çekiniyor ve tam da bu yüzden saygı duymak zorunda kalıyorlar.
Biz içeride küçük hesaplarla, günlük sığ tartışmalarla birbirimizi hırpalamaya devam ededuralım;
Dünya, coğrafyamızın ve liderliğimizin taşıdığı o tarihî misyonun farkında.
Kendi küllerinden her defasında yeniden doğan bu asil millet, zincirlerini her kırdığında tarihin akışını değiştirmiştir.
Artık gözlerdeki o körlüğü, zihinlerdeki o prangaları söküp atma vaktidir.
Etrafımızda dönen küresel ilginin, yazılan büyük senaryoların ve bize duyulan o mecburi saygının arkasındaki asıl gücü görme vaktidir.
Çünkü biz, tarih yazmayı bırakıp tarih okumaya başladığımız an kaybetmiştik; Şimdi yeniden kendi tarihimizi, kendi coğrafyamızda yazma iradesini gösteriyoruz.
Dünya bunun farkında, peki ya biz?
Arif Nihat Asya’nın o ölümsüz dizeleri, kulaklarımızda sıradan bir şiir tınısı gibi çınlayıp geçmemeli.
"Yürü, hâlâ ne diye kendinle savaştasın? / Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!" derken şair, aslında bu milletin gençliğine ve insanına bir yaş sınırından ziyade, bir ruh ufkunu ihtar ediyordu. Hemen ardından gelen "Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın!" nidası ise, sadece fiziki bir nesil yetiştirmeyi değil; bu topraklarda çağ kapatıp çağ açacak o büyük vizyonu, o asil duruşu mayalama sorumluluğunu omuzlarımıza yüklüyordu.
Peki, biz bugün neredeyiz?
Tarihin Aynasındaki Heybet, Bizi Bizden Daha İyi Gören Dünya
Yüzyıllardır üzerimize serpilen o ölü toprağını, zihinlerimize kazınmaya çalışılan o prangaları ve "biz yapamayız, biz gerideyiz" ezikliğini artık tamamen söküp atma vakti gelmedi mi?
Küresel güçlerin, tarihimizi bizden daha iyi okuyan dış dünyanın karşısında dik ve vakur duran bir irade varken; İçeride hâlâ küçük oyunlarla, sığ tartışmalarla, gündelik oynaşlarla vakit kaybetmek bu geçmişe de bu geleceğe de haksızlıktır.

Bizler, dünyanın merkezine adaletle mühür vurmuş bir medeniyetin mirasçılarıyız. Eziklik, bu milletin ne karakterine ne de genetiğine uyar. Ufkumuzu bugünün dar kalıplarından kurtarıp, beş bin yıllık devlet aklımızın gösterdiği o büyük menzile, o daha ileri ufuklara dikmek zorundayız.
Fatih Sultan Mehmet, İstanbul surlarının karşısına dikildiğinde sadece 21 yaşındaydı ama zihninde asırların birikimi, yüreğinde ise yıkılmaz bir inanç vardı.
Bugün de ihtiyacımız olan şey tam olarak bu inançtır.
Silkelenmek, kendimize gelmek ve bu coğrafyanın kaderini yeniden tayin edecek o büyük duruşu sahiplenmek lütuf değil, bir mecburiyettir.
Gençliğimiz oyun ve oynaştan sıyrılıp Fatihleşmeli; Annelerimiz, babalarımız bu ülkenin geleceğini o fatih ruhuyla yoğurmalıdır.
Zaman akıyor, dünya yeniden kuruluyor ve tarihin o muazzam çarkı bir kez daha bizim coğrafyamızın etrafında dönüyor.
Ezikliği, karamsarlığı ve sığ çekişmeleri arkamızda bırakıp, başımızı yukarı kaldırma vakti çoktan gelmiştir.
Biz ne zaman duruşumuzu dikleştirip ileriye baksak, dünya bize hizalanmıştır.
Yine öyle olacak;
Yeter ki içimizdeki Fatih’i uyandıralım!