Sağır" kelimesi, toplumda maalesef bir hakaret unsuru olarak kullanılmakta; ancak bizler bu kelimeyi kendi kimliğimiz olarak gururla sahipleniyoruz.
Birçok defa derneğimizin isminde Sağır yeralmasından kaynaklı tepki alsak da toplum, aslında kendi yarattığı çelişkiyi göz ardı etmektedir. Sağır kavramı yıllarca ötekileştirilmiş, hakaret olarak kullanılmış ve bugün kimliğimize sahip çıkıyor olmamız yine bir eleştiri konusu olmuştur.
Bu kavram bizim için bir eksiklik değil, kimliğimizi tanımlayan önemli bir ifadedir. Sağır bireyler olarak, bu kelimenin ötekileştirilmesine karşı duruyoruz.
Bu bir engellilik meselesi değil, bir insan hakları meselesidir
Sağırlık; eksiklik, yetersizlik ya da "tedavi edilmesi gereken" bir durum değildir. Biz kendi dilimiz, kendi kültürümüz ve kendi kimliğimizle var olan bir topluluğuz.
Türk İşaret Dili (TİD) bizim ana dilimizdir ve bu dilin her alanda — eğitimde, sağlıkta, adalette, istihdamda, kamusal yaşamda — eksiksiz bir şekilde tanınması ve erişilebilir kılınması bir lütuf değil, bir haktır.
Bugün itibarıyla şu taleplerimizi bir kez daha, yüksek sesle ve açıkça dile getiriyoruz.
1. Eğitimde eşit erişim: Her Sağır çocuğun, kendi ana dilinde, nitelikli eğitim alma hakkı vardır. Bu hak hiçbir koşulda ertelenemez, es geçilemez.
2. Sağlıkta güvenli iletişim: Hiçbir Sağır birey, teşhisini, tedavisini ya da sağlık hakkını anlamadan bir hastane koridorunda yalnız bırakılamaz.
3. Adalette tam katılım: Mahkeme salonlarında, karakollarda, resmi işlemlerde Sağır bireyin savunma hakkı, ancak “nitelikli” tercümanla mümkündür.
4. İstihdamda fırsat eşitliği; Sağır bireyler; iş görüşmesinden, mesleki eğitimden çalışma ortamına kadar her aşamada eşit muamele görmelidir.
İşaret dili tercümanlığı profesyonellik gerektirir
Burada özellikle altını çizmek istediğimiz kritik bir noktaya değinmek istiyoruz. Toplumda maalesef yaygın ve son derece “yanlış” bir algı var: "Birkaç kurs aldım, işaret dilini biliyorum, tercümanlık yapabilirim" düşüncesi.
Nasıl ki bir İngilizce kursuna giden kişi, o dilde günlük konuşma becerisi kazanabilir ama bu onu bir İngilizce öğretmeni, bir yeminli tercüman ya da bir edebiyat çevirmeni yapmaz; işaret dili tercümanlığı da tıpkı öyledir.
İşaret dili tercümanlığı;
- Tıbbi, hukuki, eğitim ile alakalı ortamlarda hayati önem taşıyan bilgilerin eksiksiz, çarpıtılmadan aktarılmasını gerektirir. Bir yanlış çeviri, bir hastanın yanlış teşhis almasına, bir sanığın adil yargılanmama riskine yol açabilir.
Bir kurs sertifikasıyla "tercüman" unvanını üstlenen kişiler, farkında olmadan ya da olarak, Sağır bireyin hayatını doğrudan etkileyen kararlarda telafisi mümkün olmayan hatalara sebep olabilir. Bu durum kabul edilemez.
Bu nedenle talebimiz nettir: Nitelikli, akredite, profesyonel işaret dili tercümanlığı sistemi kurumsallaşmalı; kamu kurumları, hastaneler, adliyeler ve eğitim kurumları yalnızca yetkinliği belgelenmiş tercümanlarla çalışmalıdır.
Tercüman Hakkı, Bir Lütuf Değil Haktır!
Son olarak bir kez daha vurguluyoruz: Sağır bir bireyin tercüman talep etmesi, kimseye zahmet vermek değildir. Bu, tıpkı bir merdiven yerine rampa talep etmek gibi, temel bir erişilebilirlik ve insan hakkı meselesidir. Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi'nin de güvence altına aldığı gibi, iletişime erişim bir seçenek veya lütuf değil, bir zorunluluk, temel bir insan hakkıdır!
Atakum Sağırlar Derneği olarak, bu talepleri masaya yatırmak için değil, sahaya taşımak için buradayız. Kamu kurumlarını, yerel yönetimleri ve ilgili tüm mercileri bu sorumluluğu üstlenmeye davet ediyoruz.
Masada değil, Sahadayız!
Atakum Sağırlar Derneği yaptığı basın açıklamasında, Sağır bireylerin hak mücadelesini fırsat bulduğumuz her mecrada dile getireceğiz.